menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

‘Memlekette mumsöndü alemi’

30 0
09.07.2026

Milliyet’in savcılığı göklere çıkaran haberciliği bir yalanla bitiyor: Kızılbaşlar kadın, erkek bir arada çıplak oturmanın ayin gereğinden olduğunu söylemişlerdir.

Milliyet gazetesi 9 Şubat 1931 günü aynı haberi yine aynı şekilde iç sayfadan verirken, Vakit’ten (ve sonraki bölümlerde değineceğimiz Cumhuriyet’ten) farklı olarak iki sütuna atılmış bir başlık altında sunuyor.

Yer iki sütun ama metin tek sütunla veren Cumhuriyet’teki haberden kısa. İki sütun başlığın sebebi habere verilen önem değil, “etkileyici sunum” arayışının, yani okurun duygularını avlamanın kendilerine hayli zekice görünmüş olan bir yolunu keşfetmeleri. İlk cümlesi Cumhuriyet’teki haberle hemen hemen aynı, tek fark “geçen Çarşamba günü” lafının olması.

BAŞLIK CİNLİĞİ, AHLAKİ KUŞATMA

Milliyet’in “farkı” haberinde değil, başlığında: En üstte kapital yazılmış “Memlekette” yazısı var, bu aslında yakın zamanda “yurt haber” adını alan bir tür disiplin başlığı, memleket haberleri veriyor yani.

Fakat klişe başlık hemen ana başlığın üstüne epey bir bilerek getirilmiş, zaten başlığın iki sütuna yayılması da bu şeytani zekanın kendi kendisini kutlaması olmuş, MEMLEKETTE / “Mum söndü âlemi!” Memleket ne hallerde der gibi. Üst başlık burada coğrafi bir sınıflandırma olmaktan çıkarak ahlaki bir çerçeveye dönüşüyor, yani köylülerin fiili kuşatmasını gazete “ahlaki kuşatma” olarak tekrar ediyor; sözde Edirne’de olan biten anlatılır gibi yapılarak okur, “memleketin içine düştüğü hal” konusunda duygulanmaya davet ediliyor.

Altında “alt başlık” da “ikinci başlık” da diyebileceğimiz ünlem kaynayan ifadeler var: “Kızılbaşlar hadise çıkardılar.. Ölenler var!” Başlıktaki heyecan üç ünlem ve “iki nokta peş peşeyle”  kendisini gösteriyor zaten, ama bu da yetmemiş olacak ki “ölenlerden” bahsediyor.

Dikkati çekip duyguları yükseltmenin yollarından biri abartıysa diğeri de muğlaklık. Fiil çoğul kullanılıyor ama haberi okurken anlıyoruz ki ölen aslında bir kişi; “Gerçekler değil peşine düşülen duygulardır önemli olan” şiarı yine iş başında.

Mum söndü lafının başlığa taşınması bugün için şaşırtıcı gelebilir ama “Kızılbaş’ın” doğrudan ensest anlamında ve bol bol kullanıldığı dönem gazeteleri düşünülünce hiç tuhaf görünmez.

Kaldı ki o yıl, Musahipzade Celal’in “Mum Söndü” isimli piyesinin Darülbedayi’de oynanmaya başlandığı yıldır 1931, yani sorun sadece “medyanın dili” ve zihniyetinde değil, döneme hakim olan ideolojik atmosferin açık ve kararlı, daha da önemlisi planlı Alevi düşmanlığının kendisindedir.

İSİM ÇOK, KARIŞIKLIK DAHA ÇOK

Haberin ilk paragrafı tek cümle: Vakit’in ilk cümlesinin kenar süsleri yapılmış versiyonu. Kenar süsleri, isimlerin yer alması, fakat isimler birbirine karışıyor, kim kimin evinde toplanıyor, kim kimin oğlu filan anlamak pek mümkün değil: “… Mustafa, Murtaza, Ali Dede Ali Abdullah ve Kadir Ali’nin Hasan oğlu Mustafa’nın evinde toplanarak…” Kızılbaş ayini yapmışlar.

Arada geçen “dede” lafı birinin sıfatı mı yoksa ismin bir parçası mı........

© İlke TV