menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

‘Ali, Muaviye ile harbe girdiğine pişmandı’

40 0
08.07.2026

Edirne vakasına ve Menemen davasıyla ilgili haberlerin yanı sıra Vakit’teki bir tefrika, Alevilere yönelik nefret söyleminin “edebi ve tarihsel” plandaki entelektüel faaliyetlerle tahkim edildiğini gösterir.

Yazının bu bölümünde Edirne Hızırağa vakasına biraz ara veriyoruz, çünkü Vakit gazetesinin 9 Şubat nüshasında Alevilikle ilgili iki önemli içerik daha var.

Biri Menemen Divanı Harp haberlerinde yer alıyor, yazı dizisinin gelecek günlerdeki bölümlerinde göreceğiz ki, Edirne vakasını ele alan kamu otoriteleri (savcılık ve valilik) meseleyi Divanı Harp önüne götürme çabasına girmişlerdir.

Hatta belki de vakanın meydana gelmesinin sebebi bizzat Hızırağa’nın Alevilerini olağanüstü hal mahkemesi önüne çekmektir. Bunu aşağıda ele alacağım birinci sayfadaki habere dayanarak tartışacağım.

Fakat oraya gelmeden önce aynı gazetede süren Ömer Rıza (Doğrul) imzalı, “Kanlı Gömlek” imzalı tefrikayı ele alacağım.

KAVGA ÇIKMIŞSA YAHUDİ ORADADIR!

Tefrika 9 Şubat nüshasının dördüncü sayfasında, sağ iki sütunda devam eder, o günkü başlık şöyledir: “Ne yapıyorsunuz? Sana tapıyoruz!”

Ünlem ve soru işaretiyle donatılmış başlığın imla rejimi ile haberlerin imlası arasındaki paralellik dönem gazetelerinin heyecan üretme ve merak kışkırtma arayışının sıradan bir görünümü fakat iş bununla kalmıyor.

Gazetede 8 Eylül 1930’da başlayan, 18 Şubat 1931’de biten tefrika, biçimsel açıdan son derece ilginç bir tarihsel roman.

İlginçliği şurada ki, doğrudan sahih kabul edilen tarihsel kaynaklara atıfla oluşturulan bir “tarihi metin” tabakası içeriyor, üstüne İslam tarihinin tartışmalı metinlerine yaslanarak bir yarı kurgusal tabaka daha ekleniyor ve en son tamamen kurgusal bir tabakayla “yarı belgeli, yarı kurgu” bir hibrit eser ortaya çıkıyor.

Roman İslam tarihinin kritik hilafet tartışma ve kavgalarını, özellikle de İmam Ali ile sahabeler Muaviye ve Ayşe arasındaki meseleleri ele alırken, üçlü arasında bugünden bakanlara hoş görünecek (yani daha başkan anakronik) bir düzenleme yapma arzusundadır: Gerçekte her şey “Sebe oğlu” isimli (gizli teşkilatlanmaya yönelmiş yani karanlık ve Müslüman görünümlü) Yahudi’nin fitnelerinin bir sonucudur, yoksa sahabenin birbirine kini, garazı olmadığı gibi, hilafet tartışmaları da fitnelerin yol açtığı kimsenin günahının olmadığı biçimde seyretmiştir, falan filan.

Kitap hakkında Tuğba Özen’in yakın tarihli ve kapsamlı çalışmasının künyesini notlar bölümünde bulabilirsiniz; ben sadece tefrikanın o günkü kısmıyla ilgileneceğim.

ALEVİLERE KARŞI BİR ALİ

Tefrikanın 138’inci bölümü tarihi görünse bile açık biçimde çok güncel bir meseleye ışık düşürmek üzere, İmam Ali’nin Kızılbaş/Alevi tahayyülündeki kavranışlarıyla polemiğe girişen bir bölüm olarak kurgulanmıştır.

Yazar, Ali ile Sebe arasında bir konuşma kurgular, konuşma açıkça Ali’nin Kızılbaş-Alevi tahayyülündeki halinin bir karikatürü ile bizzat Ali’nin bu karikatüre karşı öfkesini aktarır.

Ali,........

© İlke TV