İstanbul Çevre Konseyi ve Çevre Ödüllerinin Anlamı
İstanbul, yalnızca nüfusu ve ekonomik gücüyle değil; binlerce yıllık tarihi, kültürel mirası, Boğazı, denizleri, ormanları, su havzaları ve doğal yaşam alanlarıyla da dünyanın en özel şehirlerinden biridir. Böyle bir kentin çevresel değerlerini korumak, yalnızca bugünün ihtiyaçlarına cevap vermek değil, gelecek nesillere karşı da önemli bir sorumluluğu yerine getirmektir.
İstanbul Çevre Konseyi, işte bu anlayıştan hareket eden önemli bir sivil toplum yapılanmasıdır. 1998 yılında, Zafer Murat Çetintaş'ın öncülüğünde yaklaşık 40 sivil toplum kuruluşunun bir araya gelmesiyle oluşturulan Konsey; kuruluşundan bu yana çevrenin ve İstanbul'un doğal değerlerinin korunması konusunda çalışmalar yürütmektedir. Bugün çok sayıda çevreci sivil toplum kuruluşunu aynı çatı altında buluşturan Konsey, çevre konusunda farklı görüş ve deneyimlerin ortak bir zeminde buluşmasına katkı sağlamaktadır.
Konseyin temel yaklaşımı; İstanbul'un doğal ve çevresel değerlerini korumak, insanların sağlıklı ve yaşanabilir bir çevrede hayatlarını sürdürebilmelerine katkı sunmak ve çevre sorunlarının çözümünde demokratik katılımı, işbirliğini ve ortak aklı güçlendirmektir.
Bu yaklaşım, çevre konusunu yalnızca belirli bir grubun veya belirli kurumların sorumluluğu olmaktan çıkararak toplumun tamamının ortak sorumluluğu haline getirmektedir.
Çevre, Ortak Bir Sorumluluktur
Bugün çevre sorunları geçmişe göre çok daha karmaşık ve birbirleriyle bağlantılı bir yapı göstermektedir. İklim değişikliği, su kaynaklarının azalması, ormanların ve biyolojik çeşitliliğin korunması, denizlerin ve kıyıların temizliği, hava kirliliği, atık yönetimi ve kaynakların verimli kullanılması birbirinden bağımsız konular değildir.
Bu nedenle çevre politikalarının ve uygulamalarının başarılı olabilmesi; kamu kurumlarının, yerel yönetimlerin, özel sektörün, üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının ve bireylerin aynı hedef doğrultusunda hareket edebilmesine bağlıdır.
İstanbul Çevre Konseyi'nin önemli özelliklerinden biri de bu farklı aktörleri ortak bir çevre anlayışı etrafında buluşturma çabasıdır.
Burada temel amaç herhangi bir kurumun veya kesimin diğerinin yerine geçmesi değildir. Tam tersine, her kesimin kendi görev ve sorumluluk alanı içerisinde ortaya koyduğu katkının birbirini tamamlamasıdır.
Kamu kurumları düzenleyici ve uygulayıcı güce, belediyeler yerel ölçekte önemli bir hizmet ve uygulama kapasitesine, özel sektör üretim ve teknoloji gücüne, akademik çevreler bilimsel bilgiye, sivil toplum ise toplumsal duyarlılığa ve gönüllülüğe sahiptir.
Bunların tamamı bir araya geldiğinde çevre konusunda önemli bir toplumsal güç ortaya çıkabilir.
“Çevrenin Muhasebesini Tutmak”
İstanbul Çevre Konseyi'nin çevre çalışmalarında önem verdiği kavramlardan biri de “çevrenin muhasebesini tutmak” anlayışıdır.
Bu ifade, çevreye ilişkin gelişmeleri yalnızca izlemekle yetinmemeyi; çevresel etkilerin ortaya konulmasını, bilgi ve verilerin toplanmasını, değerlendirilmesini, analiz edilmesini ve gerektiğinde raporlanarak karar alma süreçlerine katkı........
