menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Dijital Afet: Çağın Görünmeyen Enkazı

8 0
26.09.2026

Artık bir ülkede ıstırap varsa, kolay bir erişimle bir başka ülkeden yaraları sarmak için dayanışma gösterebiliyoruz. Dünyanın diğer ucuyla adeta komşuyuz. Bununla beraber iş ve yatırım yapma pratiklerimiz de değişti. Tüm dünyaya esnaf olabiliyoruz. Ekmeğimizi taştan, bir başka ülkede çıkarabiliyoruz. Aynı anda birden fazla ülkede ürün satıp ürün alabiliyoruz. Bir başka ülkeden fon alıp yatırımcı olabiliyoruz. Dijitalleşme ülke sınırlarını silikleştirerek tüm dünyayı sanal bir köye dönüştürdü. Peki silikleşen yalnızca ülke sınırları mı? Şehirlerin sınırlarından insanın kendi sınırlarına kadar her şeyin silikleştiği bir zamana geldik.

Seçenekler arttıkça fırsatlar kadar tehditler de arttı

İlişkilerimiz dijitalleşti. İnsanlar dijital araçlar ve platformlar üzerinden tanışıyor, evleniyor, topluluklar kuruyor. Dijital araçlar doğrudan ya da dolaylı olarak ruh sağlığımızı etkileyebiliyor. Kurumlarla ve sistemlerle kurduğumuz ilişkiler de değişti.

Her şeyin dijitalleşmesiyle birlikte hız ve hacim de büyüdü. Tıpkı bir çığın yuvarlandıkça büyümesi, bir yangının bir anda bütün ormanı sarması gibi.

Ekonomik, sosyal, psikolojik, kurumsal ve altyapısal kapasitelerimiz büyük ölçüde dijitalleşti. Dijitalleşen sistemlerimiz kırılganlaştıkça, kapasitelerimiz de tehlikeler ve maruziyetler karşısında yetersiz kalmaya başladı. Ve bu durum, bizi fark ettirmeden çağın afetiyle tanıştırdı: Dijital afet.

Dijital afet farklı alanlarda farklı anlamlarda kullanılıyor, ama bugünün gerçekliğini karşılayan bir tanımı yok. Peki nasıl tanımlamalıyız?

“Dijital afet” ifadesi literatürde farklı anlamlarda kullanılıyor. Kimi zaman bir güvenlik senaryosu, kimi zaman başarısız bir bilişim projesi, kimi zaman bir kurumun veri kaybı. Ancak afet risk azaltma çerçevesinde, toplum düzeyinde tanımlanmış değil. Bu yüzden işe afetin kendisinden başlamak gerekiyor. BM Afet Risk Azaltma Ofisi'ne (UNDRR) göre afet, herhangi bir ölçekte, tehlikeli olayların maruziyet, kırılganlık ve kapasite koşullarıyla etkileşimi sonucu bir topluluğun veya toplumun işleyişinde meydana gelen ve insani, maddi, ekonomik ya da çevresel kayıp ve etkilere yol açan ciddi bozulmadır.

Afet tanımını dijital alana göre ben şu şekilde tanımlıyorum:

Dijital afet; dijital sistemlerde, platformlarda, ağlarda, verilerde veya dijital para ve bilgi akışlarında ortaya çıkan ya da bunlar aracılığıyla yayılan bir tehlikenin, etkisi tek tek mağduriyetlerin ötesine geçecek biçimde bir topluluğun veya toplumun ekonomik, sosyal, psikolojik, kurumsal, temel hizmet işleyişinde ve güven ilişkilerinde ciddi bir bozulmaya yol açması ve olağan baş etme kapasitesini zorlaması ya da aşmasıdır.

Bu genişlemenin iki vurgusu var. Birincisi güven: BM'nin saydığı insani, maddi, ekonomik ve çevresel kayıplar arasında yer almayan ama dijital çağın en kırılgan varlığı olan güven. İkincisi birikim: BM, sık yaşanan afetlerin etkisinin zamanla birikebileceğini kabul ediyor. Ama orada biriken, her biri zaten afet olan olaylardır. Dijital alanda ise tek başına afet sayılmayacak kadar küçük görünen binlerce olay birikerek, fark edilmeden bir afete dönüşebiliyor.

Dijital afet tanımı neden şimdi önemli?

Son günlerde yaşanan fon soruşturması bu soruyu soyut olmaktan çıkardı. SPK, 17 Eylül'de 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesine karar verdi; MKK kayıtlarına göre bu fonlardaki tekil yatırımcı sayısı 455 bin 758. Tasfiye için öngörülen azami üç aylık süre altı aya çıkarıldı. Borsaya ilişkin spekülatif paylaşımlar gerekçesiyle 246 sosyal medya hesabına erişim engellendi.

Bu olayda kimse eline somut bir şey almadı. Fon payı ekranda bir rakamdı; alım satım mobil uygulamadan yapıldı; iddia edilen manipülasyon elektronik piyasa işlemleri üzerinden yürüdü, spekülasyonlar ise sosyal medyada dolaştı. Bozulan sistem baştan sona dijital işliyor. Fonların içinde ne olduğunu ve paranın nerede yoğunlaştığını anlık izleyen bir şeffaflık altyapısı olsaydı, risk azalır mıydı? Büyük ihtimalle evet. İşte bu yüzden bu olay bir dijital afet adayıdır. 455 bin kişi acının ölçüsüdür. Afetin ölçüsü ise bozulan sistemin genişliği olacak: birikimine aylarca erişemeyebilecek hanelerin ekonomik ve sosyal yükü, olağan sürelerini uzatmak zorunda kalan kurumların kapasitesi ve en çok da bu sarsıntının fon sistemine duyulan güvene ne kadar yayılacağı.

Benzer bir kırılma sivil toplumda da yaşanıyor. Son dönemde sivil topluma yönelik tartışmalar, bağışçının aklına aynı soruyu düşürdü: Verdiğim bağış gerçekten gitmesi gereken yere gidiyor mu? Bağışın da yatırımın da ortak noktası aynı; ikisi de dijital bir akış, ikisi de güvene dayanıyor. İkisinde de parayı veren kişi, paranın karşılığını kendi başına doğrulayamıyor.

Öyle ki her şey afet değildir. Olay var, acil durum var, kriz var, afet var.

Her şeye afet dersek, gerçek afet geldiğinde söyleyecek kelimemiz kalmaz. Her dijital olay dijital afet değildir; tıpkı suyla ilgili her olayın sel olmadığı gibi.

Bir kişinin sahte bir yatırım grubunda dolandırılması bir olaydır. Aynı şebekenin yüzlerce kişiyi dolandırması bir acil durumdur. Benzer şebekeler çoğalıp şikâyet kanalları, bankalar ve kolluk yetişemez hale geldiğinde kriz başlar. İnsanlar meşru bağış, yatırım ve ödeme kanallarına da güvenmemeye başladığında ise artık afetten söz ederiz.

Depremi afet yapan, yer kabuğunun hareketi değil, bu hareketin........

© Hürses