Modernleşme Yabancılaşma Değildir: 28 Şubat, CHP ve Türk Sekülerliğinin Açmazı
Türkiye’de modernleşme tartışması çoğu zaman yanlış bir ikilik üzerinden yürütülüyor: Ya “batılılaşma” ya da “yerli ve milli” kalma. Oysa modernleşme, özünde teknik ve kurumsal bir dönüşüm meselesidir; yabancılaşma ise kültürel ve zihinsel kopuşla ilgilidir. Bu ikisini eşitlemek hem kavramsal hem de siyasal bir hatadır.
Ne var ki Türkiye’de seküler-batıcı aydın geleneğin önemli bir kısmı, modernleşmeyi savunurken onu toplumun tarihsel-kültürel dokusuyla temas ettirme konusunda zorlanmıştır. Bu zorlanma, yalnızca teorik bir eksiklik değil; somut siyasal kırılmalar üretmiştir. Bu kırılmaların en belirgin eşiklerinden biri 28 Şubat sürecidir.
Modernleşme mi, Batılılaşma mı?
Modernleşme; hukuk devleti, rasyonel bürokrasi, bilimsel düşünce ve piyasa ekonomisi gibi evrensel araçların benimsenmesidir. Batılılaşma ise tarihsel olarak Batı Avrupa’nın kültürel formlarının taklidini ifade eder. Türkiye’de bu iki kavram sık sık birbirine karıştırılmıştır.
Ziya Gökalp bu ayrımı erken dönemde yapmıştı: “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak.” Ona göre hars (kültür) millidir; medeniyet evrenseldir. Sorun, medeniyeti alırken harsı küçümsemektir.
Nurettin Topçu taklitçi batıcılığı bir ruh köksüzlüğü olarak görürken; Cemil Meriç “Batı bir laboratuvardır, put değil” diyerek eleştirel bir modernleşme bilinci önermiştir.
Bu uyarılara rağmen Türkiye’de modernleşme zaman zaman kültürel üstünlük diliyle savunulmuştur. İşte 28 Şubat tam da bu gerilimin siyasal kristalleşmesidir.
28 Şubat: Sekülerliğin Güvenlikçi Yorumu
28 Şubat 1997’deki Milli Güvenlik Kurulu kararları, dönemin Refah-Yol hükümetine yönelik yoğun bir baskı sürecini başlattı. Necmettin Erbakan başbakanlığındaki hükümet istifaya zorlandı; başörtüsü yasakları genişletildi, imam-hatip liselerine katsayı düzenlemesi getirildi ve kamusal alanda dinî görünürlük ciddi biçimde sınırlandırıldı.
Bu süreç, sekülerliğin özgürlükçü........
