menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

CHP’de Çatışmanın Yeni Eşiği: İnanç Mekânları Siyasetin Cephesi Olmamalıdır

25 0
28.06.2026

Cumhuriyet Halk Partisi’nde uzun süredir devam eden liderlik ve meşruiyet tartışmaları artık sıradan bir parti içi rekabet olmaktan çıkmıştır. Başlangıçta hukukî tartışmalar, kurultay polemikleri ve karşılıklı açıklamalar şeklinde ilerleyen süreç, bugün giderek daha sert bir toplumsal kutuplaşma zeminine doğru kaymaktadır.

Son yaşanan gelişmeler bunun en çarpıcı örneklerinden biridir.

Muharrem ayının onuncu günü, Hazreti Hüseyin’in Kerbela’da şehit edilişinin anıldığı ve Alevi toplumunun en önemli matem günlerinden biri olan Aşura vesilesiyle Türkiye’nin birçok yerinde cemevlerinde anma programları düzenlenmiştir. Ancak CHP’deki iç gerilim, bu kutsal günün manevi atmosferine kadar taşınmıştır. Parti içindeki tartışmalar nedeniyle Kemal Kılıçdaroğlu’nun İstanbul’da katılması planlanan bazı Aşura programlarını iptal etmek zorunda kalması, üzerinde ciddiyetle düşünülmesi gereken bir gelişmedir.

Burada mesele yalnızca bir programa katılıp katılmama meselesi değildir.

Asıl mesele, siyasi hesaplaşmaların artık inanç mekânlarına ve kutsal kabul edilen günlere kadar uzanmış olmasıdır.

Bu durum yalnızca CHP açısından değil, Türkiye’nin demokratik kültürü açısından da son derece kaygı vericidir.

Yıllarca Türkiye’de laikliği savunan çevreler, camilerin siyasî propaganda alanına dönüştürülmesini haklı olarak eleştirdiler. Çünkü ibadethanelerin günlük siyasetin çatışmalarından uzak tutulmasının toplumsal barışın temel şartlarından biri olduğunu savundular.

Bugün aynı ilkenin cemevleri için de geçerli olması gerekir.

Eğer dün “camiler siyasetin kürsüsü olmamalıdır” deniliyorsa, bugün de aynı kararlılıkla “cemevleri de parti içi hesaplaşmaların sahnesi olmamalıdır” denilebilmelidir.

Laiklik, yalnızca belli dönemlerde veya belli kesimler için savunulacak bir ilke değildir. İlkelere bağlılık, zor zamanlarda gösterildiğinde anlam kazanır. Aynı ilkenin farklı inanç mekânları için farklı biçimde uygulanması, laikliği güçlendirmez; aksine toplumsal güveni zedeler.

Tarih bize bunun bedelinin ağır olduğunu defalarca göstermiştir.

Siyasi mücadelelerin dinî semboller üzerinden yürütülmesi, kısa vadede bazı aktörlere avantaj sağlayabilir. Ancak uzun vadede toplumun ortak değerlerini aşındırır. Tarih boyunca birçok ülkede siyasî rekabetin dinî kimliklerle birleşmesi, kutuplaşmayı derinleştirmiş, siyasal krizleri toplumsal çatışmalara dönüştürmüştür.

Çünkü insanlar siyasî görüşlerini değiştirebilirler; fakat inançlarını ve kutsallarını hedef alınmış hissettiklerinde ortaya çıkan........

© Hür Fikirler