KONKORDATO BORÇLUSUNUN FAALİYETİNİN DEVAMI İLKESİ İLE KAMU İHALE DIŞLAMASI ARASINDAKİ ÇATIŞMA
KONKORDATO BORÇLUSUNUN FAALİYETİNİN DEVAMI İLKESİ İLE KAMU İHALE DIŞLAMASI ARASINDAKİ ÇATIŞMA
(Normatif Uyuşmazlık, Kamu Zararı Argümanı ve Çözüm Önerileri)
I. Genel Olarak
Konkordato, borçlunun yalnızca borçlarını ertelemesine imkân tanıyan bireysel bir koruma aracı olmayıp; esas itibarıyla faaliyetin sürdürülmesi yoluyla gelir elde edilmesini ve bu suretle alacaklıların mümkün olan en yüksek oranda tatmin edilmesini amaçlayan kolektif bir yeniden yapılandırma kurumudur.
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nda konkordatoya ilişkin köklü değişiklikler, 28 Şubat 2018 tarihinde kabul edilerek 15 Mart 2018 tarihli ve 30361 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 7101 sayılı Kanun ile gerçekleştirilmiştir. Bu reform ile konkordato, borçluyu piyasadan izole eden ve faaliyeti askıya alan pasif bir koruma rejimi olmaktan çıkarılmış; işletme bütünlüğünü muhafaza ederek faaliyetin devamını hedefleyen dinamik bir yeniden yapılandırma mekanizmasına dönüştürülmüştür. Yapılan değişiklik sonrasında bu yaklaşım, konkordato sisteminin merkezine yerleştirilmiştir.
Buna karşılık kamu ihale rejiminde, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 10. maddesi uyarınca konkordato ilan eden isteklilerin otomatik biçimde ihale dışı bırakılması, konkordato borçlusunu fiilen faaliyet gelirlerinden mahrum bırakan bir sonuç doğurmaktadır. Özellikle kamuya tedarikin tek ya da baskın pazar olduğu sektörlerde, bu dışlama konkordato sürecinin henüz başlangıç aşamasında başarısızlığa mahkum edilmesi anlamına gelebilmektedir.
Bu durum yalnızca borçlunun menfaatlerini değil; alacaklıların tamamının tatmin düzeyini düşürmekte, hatta bazı alanlarda kamu hizmetinin sürekliliği ve tedarik güvenliğini de olumsuz etkilemektedir. Görünürde kamu zararının önlenmesi amacına dayanan otomatik dışlama mekanizması, uygulamada iflas sürecini hızlandıran ve kolektif tasfiyeyi teşvik eden bir etki yaratmaktadır.
II. 2018 Reformunun Ana Ekseni: Faaliyetin Devamı İlkesi
7101 sayılı Kanun ile getirilen konkordato rejiminin temel ekseni, borçlunun faaliyetinin korunmasıdır. Reformun ana fikri, borçlunun malvarlığını dondurmak veya ticari hayatın dışına itmek değil; işletme bütünlüğünü koruyarak faaliyetin devamını sağlamak suretiyle konkordato projesinin başarı ihtimalini artırmaktır.
Bu yaklaşımın en açık normatif ifadesi, İcra ve İflas Kanunu’nun 296. maddesinde yer almaktadır. Anılan hükme göre, borçlunun konkordatoya başvurmuş olması; işletmenin faaliyeti için önem arz eden sözleşmeler bakımından fesih, sona erme veya borcun muaccel hâle gelmesi sonucunu doğuramaz. Sözleşmede aksine hüküm bulunsa dahi, konkordato gerekçesiyle sözleşmenin sona erdirilmesi mümkün değildir.
Bu düzenleme, konkordatonun faaliyetsiz bir koruma kalkanı değil; alacaklıların da yararına sonuç doğuracak biçimde faaliyeti sürdürmeye dayalı bir yeniden........
