Otel Yangını, Batan Tekne, Alkollü Şekilde Araç Kullanmak Gibi Olaylarda Olası Kast ve Bilinçli Taksir Ayırımı
I. Sübjektif Kusur Türleri
Türk Ceza Hukukunda suçun manevi unsuru; kast esas, taksir istisna olmak üzere iki ana sorumluluktan oluşmaktadır, sübjektif ceza sorumluluğu benimsenmiş, kusursuz, yani objektif sorumluluğa ise yer verilmemiştir. Manevi unsurların türleri, haksızlık muhtevasına bağlı olarak; kast, olası/muhtemel kast, bilinçli/şuurlu taksir ve basit taksirdir[1].
Kast[2], bir suça konu fiilin hareket ile neticesinin bilerek ve istenerek yerine getirilmesidir. Olası kast ise; bireyin, suçun kanuni tanımında belirtilen unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen fiili işlemesi, neticeyi istemese de kayıtsız kalmak suretiyle neticenin oluşmasına sebebiyet vermesi halidir. Olası kastta; doğrudan kast derecesinde bir isteme bulunmasa da, failin gerçekleşmesi muhtemel olan sonucu öngörerek kayıtsız kaldığı, bu sonucu kabullendiği ifade edilmektedir. Esasen olası kastın, kast derecesinde sübjektif sorumluluğa uygun olduğunu söylemek mümkün de değildir. Olası kast ile bilinçli, yani şuurlu taksir birbirine çokça karıştırılmaktadır ki; bu karışıklığın ana sebepleri, bir taraftan teoride esaslı kriterler koymak suretiyle her iki müesseseyi ayırdığını söyleyenlerin pratikte başarılı olamamaları, diğer taraftan her iki kusur türünün öngörülen cezaları arasında ciddi fark bulunmasıdır. Bir yandan bilinçli taksirden doğan sübjektif sorumlulukta birden fazla kişinin ölümüne sebebiyet veren faile azami 15 ila 20 yıl, bilemediniz hiçbir lehe hüküm uygulamadığınızda 22,5 yıl hapis cezası verebilirken, diğer yandan olası, yani muhtemel kastla sorumlu tutulan fail hakkında her bir ölüm neticesi bakımından müebbet veya 20 ila 25 yıl hapis cezasına hükmedilebilmektedir. Bu dehşet ceza farkı ister istemez toplumu, davanın taraflarını ve karar vericiyi, adalet fikrini etkileyebilmektedir. Olası/muhtemel kast ile bilinçli/şuurlu taksir arasında; soyut ortamda veya somut olayın özelliklerine göre, kim, neye göre failin umursamadığını, olursa olsun dediğini, göze aldığını, boş verdiğini, öngördüğünü, sonucu kabullendiğini, öngördüğünü, fakat sonucu kabullenmediğini, hareketi bilerek ve isteyerek yaparken bundan doğacak sonucun kendisini veya ailesini de tehlikeye atıp atmadığına bakılmaksızın, gerçekleşen sonucun süre bakımından uzaklığı ve yakınlığı dikkate alınarak, hangi şekilde, hangi kusur türü tercih edilecektir? Esasen Türk Ceza Hukukunda sübjektif sorumluluk türlerini kast ve taksir olmak üzere ikiye ayırmaktan ziyade, ya bu ayırımdan hareketle olası/muhtemel kastı bertaraf edip eski sistemde olduğu gibi taksir derecelendirilmesine gidilmek suretiyle failin gerçekleşen sonuca göre ceza sorumluluğu artırılmalı ya da kast ve taksir ayırımına giderek kendi içinde derecelendirme yapmak yerine, insan hayatı ve vücut bütünlüğü bakımından birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci derece öldürme/ölüme sebebiyet verme ayırımına gitmek suretiyle cezalar belirlenmelidir. Bu yazımızda konumuz bu tür ayırımların teorik ve pratik altyapılarını oluşturmak değildir, konumuz başlıkta olduğu gibi somut olayda olası kast ve bilinçli taksirin nasıl ayırt edilmesi gerektiğidir.
Ceza sorumluluğuna yol açacak netice, icra edilen asıl fiile bağlı olduğundan, olası kast bir yan netice sorumluluğudur, yani asıl amacın icra edilmesi ile oluşabilecek ikincil bir netice bakımından failin kayıtsız kalmasını ve gerçekleşme olasılığını kabullenmesidir [3].
Basit taksir; hareketin bilerek ve istenerek yapılmasını, ancak doğması istenmeyen neticenin öngörülmemesine bağlanan ceza sorumluluğunu kapsar. Bilinçli taksir ise; failin isteyerek yaptığı hareketten istemediği, fakat öngördüğü/öngördüğünün belirlendiği, ama engel olamadığı neticeye ulaşmasına neden olan her türlü dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranış olarak tanımlanabilir[4]. Burada geçen “engel olamadığı” ibaresi “engel olmadığı” biçiminde tespit edilirse, bu durumda olası kastın varlığı gündeme gelebilecektir.
Taksirli suçlarda failin ceza sorumluluğuna gidilmesinin nedeni, öngörülebilecek bir neticeyi dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareketi dolayısıyla öngörememesinden kaynaklanmaktadır. Gerekli dikkat ve özen gösterilse, tedbir alınsa, kurallara riayet edilse veya meslek ve sanatta acemilik gösterilmese idi, yasal tanımda yer alan bir unsurun gerçekleşebileceği öngörülebildiği takdirde, fiilin taksirle işlendiği kabul edilecektir[5]. Failin öngörememesinin kusurlu olduğu durumda gündeme gelen adi/basit taksir, sonucu öngördüğünde yerini bilinçli/şuurlu taksire bırakır.
Bununla beraber fail, neticeyi öngörmesine rağmen gerçekleşmesini istememiş de olabilir. Bu durumda failin, “bilinçli taksir” ile hareket ettiği ve bu derecede cezalandırılacağı ileri sürülmektedir.
Bilinçli taksirin tanımına 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.22/3’de yer verilmiştir. Buna göre; “Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır”. Kanun maddesinde öne çıkan iki husus; failin eylemi sonucu oluşabilecek neticeyi öngörmesi, ancak vuku bulmasını istememesidir. Neticenin gerçekleşebileceğini öngören, ancak bunun olmamasını isteyen bir kimseden bahsedebilmemiz için, bu kimsenin öngördüğü neticenin gerçekleşmeyeceğine ilişkin bir güveninin veya inancının bulunması gerekir[6]. Elbette hakimin, failin bu inançta olduğunu anlayabilmesi için somut olayın özelliklerinin yukarıda belirttiğimiz tarife uygun düşmesi veya failin somut olayın koşullarına ilişkin kabul edilebilir bir bilgisizliğinin nedeniyle neticenin gerçekleşmeyeceğine inandığını gösteren veriler bulunmalıdır. Diğer bir ifadeyle; neticenin istenmediğine yönelik, somut olayın gerçekleşme koşullarına uygun düşmeyen iddialar kabul görmeyecektir[7].
II. Olası Kast Bilinçli Taksir Ayırımı
İhtimal dahilinde olan neticeleri öngören, ancak öngördüğü neticelerin olmasını istemeyen ve ayrıca bunun için, yani öngördüğü neticelerin olmaması için de çaba gösteren fail bakımından, kastın meydana gelen tüm sonuçları kapsadığı söylenemeyecek, bu durumda bilinçli taksirin varlığından söz edilmesi gerekecektir[8]. Bilinçli taksirde fail; neticeyi öngörmesine rağmen fiili işleyecek, ancak neticenin gerçekleşmemesini ümit edeceği gibi, neticenin olmasının önüne geçmek için gerekli önlemleri de alacak, gerekli çabayı sarf edecek, fakat tüm bunlara rağmen netice meydana gelecektir.
Olası kastta ise; neticenin öngörülmesi yanında, göze alınması ve neticenin meydana gelmesinin umursanmaması sözkonusu olup, her iki manevi unsur türü arasında neticenin göze alınması ve kabullenilmesi açısından fark bulunmaktadır[9]. Olası kastta, neticeyi göze alma ve kabullenme var iken; bilinçli taksirde, neticeyi öngörme ancak olmasının önüne geçmek için çabalama, yani neticenin istenmediğini ortaya koyacak hareket vardır.
Önemle belirtmeliyiz ki; bu değerlendirme failin iç dünyasına göre değil, dışsal faktörlere göre, dışarıdan bakılacak bir değerlendirme ile yapılmalıdır. Şayet failin neticenin gerçekleşmeyeceğine dair inancını haklı gösterecek koşullar yoksa, artık bu durumda olası kasttan söz edilmesi gerekecektir[10].
Esasında; olası kast ile bilinçli taksir, suçun maddi unsurlarından birisinin gerçekleşeceğini öngörülmesi bakımından benzerlik göstermektedir. Ancak bilinçli taksirde öngörme, olası kasttan farklı olarak failde suçun maddi unsurlarının gerçekleşmeyeceğine ilişkin bir güvenle birlikte bulunmaktadır[11]. Ancak faildeki güvenin bir dayanağı olması gerekir[12]. Dolayısıyla; failin bilinçli taksirle hareket ettiğinden bahsedilebilmesi için, somut olayda ne şekilde neticenin gerçekleşmediğine dair güven beslenildiği, neticeye engel olmak ve önlemek adına ne tür önlemlere başvurulduğu gösterilmek zorundadır. Aksi takdirde istememe değil, umursamamadan söz edilir ki, bu durumda artık olası kastın varlığını kabul etmek gerekecektir.
Aşağıda; failin, öngöremediği bir neticeye bağlı adi/basit taksir incelemesinden ziyade, öngördüğü, fakat istemediği ve öngörüp olursa olsun dediği örnekle üzerinden mukayese yapılacak, örneklerin tümünde failin gerçekleşen neticeyi öngördüğünün kabulünden yola çıkılacaktır.
III. Örnekler Üzerinden Değerlendirme
a. Fırtınada Batan Tekne Örneği
Olası kast ve bilinçli taksiri ayırt etmek bakımından şu örneği düşünelim; birkaç arkadaşın adadan İstanbul’a dönmek istediğini, ancak havanın ciddi anlamda fırtınalı ve tekne seyri için tehlikeli olduğunu, tekne seferlerinin hava koşulları nedeniyle geçici süre ertelendiğini, teknenin sahibi olan tecrübeli kaptanın bu konuda İstanbul’a geçmek isteyenleri uyardığını, ancak buna rağmen kişilerin tekne ile İstanbul’a geçmek konusunda ısrar ettiklerini ve tekne ile İstanbul’a geçecekleri esnada denizin ortasında teknenin hava koşulları nedeniyle battığını, kaptanın yaşadığını, ancak diğer kişilerin vefat ettiğini varsayalım. Bu durumda kaptan olası kasttan mı, yoksa bilinçli taksirden mi sorumlu olacaktır?
Kanaatimizce, bu soru olasılıklara göre somut olay çerçevesinde cevaplanmalıdır. Şayet kaptan hava koşulları tehlikeli olmasına rağmen, bu yolculuğu kabul ettikten sonra teknesinde hava koşulları için gerekli önlemleri aldıysa, normal bir seyre göre daha tedbirli davranacağı koşulları oluşturmuşsa ve dolayısıyla teknesini böyle bir havada denize açılmaya uygun hale getirmişse, neticeye engel olmak için tüm çabayı gösterdiği kabul edilmeli ve neticeyi tecrübeli bir kaptan olmasına ve öngörmesine rağmen istemediği ve istemediğini ispatlamak için de bir çaba ortaya koyduğu kabul edilmeli ve bilinçli taksirden sorumluluğuna gidilmelidir.
Ancak bunun aksine, tecrübeli kaptanın yukarıdaki örnekteki teklifi kabul ettiği, havanın tekne seyri için tehlikeli olmasına rağmen, teknede hiçbir önlem almadığı ve havanın normal olduğu durumlardaki seyri izlediğinde, neticeyi öngörmesine rağmen, neticenin gerçekleşmemesi için ne yaptın sorusuna verecek hiçbir cevabı olmadığını, neticeye kayıtsız kaldığını, her şeyi ihtimale bıraktığını, ihtimallerden olumsuzu önlemek için hiçbir önlem almadığını, dolayısıyla açıkça olursa olsun düşüncesi ile hareket ettiğini ve olası kasttan sorumlu olması gerektiğini düşünmek gerekir.
b. Çiçek İçerisine Gizlenmiş Bomba Örneği
Bu örnekte; örgüt mensubu kişi hasmı olan bir başka örgüt mensubunu hastanede öldürtmek istemekte, çiçek içerisine gizlediği bir saatli bombayı birisine vererek ona ulaştırmayı hedeflemektedir. Bu amacının gerçekleştiği ve hasmını öldürmek isteyen örgüt mensubunun bomba........
© Hukuki Haber
