menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

BIRAKIN ADALET YERİNİ BULSUN, İSTERSE KIYAMET KOPSUN

34 0
11.07.2026

"Bırakın adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun."

Yüzyıllardır dilden dile aktarılan bu söz, yalnızca etkileyici bir özdeyiş değildir; hukuk devletinin varlık nedenini özetleyen evrensel bir ilkedir. Eski Latin özdeyişindeki "Gökyüzü yıkılsa da adalet yerini bulsun." anlayışı da aynı düşünceyi dile getirir. Çünkü bir devleti ayakta tutan şey yalnızca gücü değil, adaletidir.

Dönemin Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, "Ceza Hukukunda Alternatif Çözüm Yolları Sempozyumu’nda yaptığı konuşmada bu sözü hatırlatmış ve önemli tespitlerde bulunmuştu. "Adliyenin kapısı adaletin kapısıdır." diyerek, o kapıdan giren herkesin hakkına kavuşacağına ve saygıyla karşılanacağına inanması gerektiğini söylemişti.

Daha da önemlisi, "Yargı dosyaya, vicdana, hukuka ve Anayasa'ya bakar." demiş, haksız tutuklamaların telafisinin olmadığını vurgulayarak "Asıl olan tutuksuz yargılamadır." ifadesini kullanmıştı.

Bu sözlere itiraz etmek mümkün değildir.

Ancak hukuk devletleri yalnızca güzel sözlerle değil, o sözlerin hayata geçirilmesiyle değerlendirilir. Asıl soru şudur: Bugün toplumun adalete duyduğu güven, bu ilkelerle ne kadar örtüşmektedir?

Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı, anayasal bir ilke olmanın ötesinde, vatandaşın devlete duyduğu güvenin temelidir. İnsanlar mahkeme kararlarını beğenmeyebilir; ancak o kararın bağımsız bir mahkeme tarafından, hiçbir baskı altında kalmadan verildiğine inanıyorsa hukuk devleti ayaktadır. Ne var ki bu güven zedelendiğinde yalnızca mahkemeler değil, devletin meşruiyeti de yara alır.

Tutuklama, hukukta istisnai bir koruma tedbiridir. Fakat uygulamada zaman zaman fiilî bir cezaya dönüştüğü yönündeki eleştiriler uzun........

© Hukuki Haber