Adaletin Başladığı Yer
Alaçam, Karadeniz’in kıyıcığında şirin, küçük bir ilçeydi. O ilçede yaşadığım anılar zaman zaman hafızamda canlanır. Geçip giden zamanın içinden bir günün sayfasını açıyorum.
Her zamanki gibi küçücük odamdaydım. Önümde dava dosyaları… Sayfaları çeviriyor, olayları, kanıtları, sav ve savunmaları okuyordum. Notlar alıyor, karar aşamasına gelmiş dosyalar için çözüm yolları arıyordum. Sonuca vardığım dosyaların kısa kararlarını kenara yazıyordum.
Çalışırken mutlaka küçük radyom açık olurdu. O gün de öyleydi.
Karar aşamasındaki dosyalar için hüküm vermeden önce, her zaman yaptığım gibi pencereye yöneldim. Kaymakamlık binasının bahçesine baktım. Ağaçlar, çiçekler, küçük havuz… Bahçenin sonundan gelip geçen insanlar… Uzun uzun bakar, düşünür ve kararımı öyle verirdim.
Bizim hâkim odalarımızın kapısında güvenlik yoktu. Kapıda bekleyen bir görevli de olmazdı. Kalemle ya da çay ocağıyla işimiz olduğunda zile basar, mübaşiri çağırırdık.
O gün ilçenin üstünde ağır bulutlar dolaşıyordu. Kimi zaman sicim gibi yağmur yağıyordu. Bahçe ıslaktı. Cadde ıslaktı. Kuş sesleri yoktu. Caddeden geçen insanlar hızlı adımlarla yağmurdan kaçışıyordu. Her şey derin bir sessizliğe gömülmüş gibiydi. Gökyüzü karanlıktı.
Tam o sırada kapı açıldı.
İçeriye sakalı uzamış, yüzü sapsarı, elleri çizikli, yorgun, uykusuz ve her halinden perişan olduğu belli olan kırklı yaşlarda bir adam girdi. Üzerindeki giysiler, ayakkabıları çamur içindeydi.
Bir an onu işkence görmüş birine benzettim.
Çünkü o yıllarda, özellikle 1970-1980’li........
