AYNI ZARAR, İKİ YOL: SİGORTA TAHKİMİNDEN TAHSİL EDİLEN DEĞER KAYBININ İŞLETENE KARŞI AÇILAN DAVADA MAHSUBU
AYNI ZARAR, İKİ YOL: SİGORTA TAHKİMİNDEN TAHSİL EDİLEN DEĞER KAYBININ İŞLETENE KARŞI AÇILAN DAVADA MAHSUBU
Asıl Alacak, Feriler, Güncelleme Sorunu ve 7589 Sayılı Kanun'la Gelen Oransal Mahsup Kuralı Üzerine Bir Değerlendirme
Trafik kazasından kaynaklanan araç değer kaybı uyuşmazlıklarında zarar görenin önünde iki ayrı yol bulunmaktadır: zarar veren aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısına karşı Sigorta Tahkim Komisyonu nezdinde başvuru ve aracın işleteni ile sürücüsüne karşı genel mahkemelerde tazminat davası. Uygulamada bu iki yol giderek artan biçimde birlikte ve paralel yürütülmektedir. Bunun iki temel sebebi vardır. Birincisi, tahkim yolunun hızlı ve görece ucuz olmasına karşılık sigortacının sorumluluğunun poliçe limiti ve teminat kapsamıyla sınırlı olması; ikincisi ise tahkim bilirkişilerinin değer kaybı hesaplarının mahkeme bilirkişilerinin hesaplarından çoğu zaman belirgin biçimde düşük çıkmasıdır. Sonuçta aynı kaza, aynı araç ve aynı zarar kalemi için iki ayrı merci önünde iki ayrı rakam ortaya çıkmakta ve tahkimden tahsil edilen tutarın işletene karşı açılan davada nasıl mahsup edileceği sorusu gündeme gelmektedir.
Soru ilk bakışta basit bir aritmetik işlemi gibi görünse de uygulamada üç ayrı noktada hataya açıktır: mahsup edilecek tutarın kapsamı (yalnızca tazminat aslı mı, yoksa faiz, başvuru ücreti, bilirkişi ücreti ve vekâlet ücreti gibi ferilerle birlikte ödenen toplam mı), mahsubun hangi tarih itibarıyla ve güncellenerek mi yapılacağı ve 16.07.2026 tarihli 7589 sayılı Kanun'un usul ve maddi hukuk düzenindeki değişikliklerinin bu pratiğe etkisi. Bu çalışmada önce iki yolun hukuki temeli ve birlikte yürütülebilmesinin dayanağı ortaya konulacak, ardından Yargıtay içtihadı ışığında mahsubun kapsamı ve zamanı tartışılacak, son olarak 7589 sayılı Kanun'la Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na eklenen kısmi davada artırım imkânı ve Türk Borçlar Kanunu m. 55'e eklenen oransal mahsup kuralının bu alandaki yansımaları değerlendirilecektir.
I. İKİ YOLUN HUKUKİ TEMELİ: MÜTESELSİL SORUMLULUK VE TEMİNATIN SINIRLARI
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu m. 85/1 uyarınca motorlu aracın işletilmesi bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa işleten doğan zarardan sorumludur; aynı maddenin son fıkrası işleteni, sürücünün kusurundan kendi kusuru gibi sorumlu tutar. Kanun'un 88/1 maddesi ise bir motorlu aracın katıldığı kazada üçüncü kişinin uğradığı zarardan dolayı birden fazla kişinin tazminatla yükümlü bulunması hâlinde bunların müteselsil olarak sorumlu olacağını öngörür. Zorunlu mali sorumluluk sigortacısı, KTK m. 91 ve Genel Şartlar A.1 gereği işletene düşen bu hukuki sorumluluğu zorunlu sigorta limitlerine kadar üstlenir. Dolayısıyla zarar gören karşısında işleten, sürücü ve sigortacı, sigortacı bakımından limitle ve teminat kapsamıyla sınırlı olmak üzere, müteselsil borçlu konumundadır. Değer kaybının gerçek zarar kalemi olduğu ve zorunlu trafik sigortası teminatı içinde kaldığı Yargıtay'ın yerleşik kabulüdür; 17. Hukuk Dairesi daha 2013 yılında değer kaybı talebini teminat dışı sayan yerel mahkeme kararını bu gerekçeyle bozmuştur (17. HD, 18.03.2013, 2012/13826 E., 2013/3624 K.).
Müteselsil borç ilişkisinin doğal sonucu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 166/1'de ifadesini bulur: borçlulardan biri ifa yoluyla borcun tamamını veya bir kısmını sona erdirmişse, "bu oranda" diğer borçluları da borçtan kurtarmış olur. Sigortacının tahkim sürecinde yaptığı ödeme, işletenin ve sürücünün aynı zarardan doğan borcunu ödenen tutar kadar sona erdirir; mahsubun hukuki temeli budur. Aynı hükümdeki "bu oranda" ibaresi, aşağıda görüleceği üzere, mahsubun kapsamını belirlerken de anahtar rol oynar.
İki yolun birlikte yürütülebilmesinin sebebi, sigortacının sorumluluğunun iki yönden sınırlı olmasıdır. Birincisi poliçe limitidir: gerçek zarar limiti aştığında aşan kısım işletenden istenir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 19.09.2024 tarihli kararına konu olayda, tahkimde değer kaybı 170.000 TL olarak tespit edilmiş, trafik sigortacısı 34.073 TL ödemiş, zarar gören ödenen tutarı mahsup ettikten sonra kalan 135.927 TL'yi karşı aracın ihtiyari mali sorumluluk sigortacısından talep etmiş ve bu yapı Yargıtay'ca esastan onanmıştır (4. HD, 19.09.2024, 2024/6455 E., 2024/7895 K.). Karar, "tahkimde tespit − sigortacıdan tahsil = bakiye, farklı sorumludan istenir" modelinin en yalın örneğidir; aynı mantık ihtiyari sigortacı yerine işleten ve sürücü bakımından da geçerlidir. İkinci sınır teminat kapsamıdır: araç mahrumiyeti ve kazanç kaybı gibi dolaylı zararlar Genel Şartların teminat dışı hâlleri düzenleyen hükmü uyarınca sigortacıdan istenemez. 4. Hukuk Dairesi 01.10.2024 tarihli kararında, sigortacının yalnızca gerçek zarardan sorumlu olduğunu, kazanç kaybından sorumlu tutulamayacağını bozma sebebi yapmış; bu kalemin işleten ve sürücüden istenebileceğini teyit etmiştir (4. HD, 01.10.2024, 2023/8660 E., 2024/8379 K.). Dolayısıyla tahkim yolu, değer kaybının limit içindeki kısmıyla sınırlı bir yol; işletene karşı dava ise hem değer kaybının bakiyesini hem de tahkimde hiç istenemeyen mahrumiyet kalemini kapsayan tam yoldur.
II. NEDEN İKİ AYRI RAKAM ÇIKIYOR VE İŞLETEN TAHKİMDEKİ RAKAMLA BAĞLI MIDIR?
Uygulamada tahkim bilirkişilerinin değer kaybı hesabı, mahkeme bilirkişilerinin hesabının çoğu zaman belirgin biçimde altında kalmaktadır. Büromuzun son dönemde yürüttüğü paralel dosyalarda tahkim/mahkeme rakamları 8.000/38.284, 20.000/40.000, 32.561/60.000, 45.000/67.500 ve 90.000/105.000 TL olarak gerçekleşmiş; tahkim tespiti mahkeme tespitinin yaklaşık beşte biri ile yüzde seksen beşi arasında değişmiştir. Farkın kaynağı çoğunlukla yöntemdir: tahkim bilirkişilerinin bir kısmı, Genel Şartlardaki formülün Anayasa Mahkemesi'nin 17.07.2020 tarihli ve 2019/40 E., 2020/40 K. sayılı kararıyla dayanağını yitirmesine rağmen formül benzeri indirgeyici yaklaşımlar kullanmakta veya daha önce onarım görmüş ya da "orijinalliğini yitirmiş" parçaları kapsam dışı bırakmakta; mahkeme bilirkişileri ise Yargıtay'ın yerleşik ölçütü olan kaza tarihindeki hasarsız ikinci el rayiç değeri ile onarılmış hâldeki rayiç değer arasındaki farkı, yetkili satıcı ve ilan verileriyle somutlaştırarak hesaplamaktadır.
Bu durumda işletenin, "tahkimde değer kaybı şu tutarda tespit edilmiş ve ödenmiştir; zarar bununla sınırlıdır" savunması geçerli midir? Cevap olumsuzdur. Tahkim kararı, başvuran ile sigortacı arasında verilmiş bir karardır; işleten ve sürücü o yargılamanın tarafı değildir. Yargıtay, sigortacıya karşı açılan davada verilen kesinleşmiş kararın aynı kazadan doğan ve işletene karşı açılan davada "kesin delil değil, güçlü delil" niteliğinde olduğunu; o dosyada........
