BELEDİYELERİN HİZMET KUSURU NEDENİYLE TAZMİNAT ÖDEMESİ GEREKEN DURUMLAR
İdareye verilen her yetkinin karşısında bir görev, her görevin sonunda da bir hesap vardır. Belediye yolu açıyorsa güvenli tutacak, suyu taşıyorsa şebekeyi denetleyecek, yapılaşmaya izin veriyorsa insan hayatını koruyacak, tehlikeyi biliyorsa önleyecek, yardım çağrısını alıyorsa zamanında yetişecektir. Kapatılmayan bir çukur, bakımı yapılmayan bir araç, budanmayan bir ağaç, uygulanmayan bir yıkım kararı veya geciken bir müdahale cana, bedene ya da mala zarar verdiğinde artık basit bir aksaklıktan değil, hizmet kusurundan söz edilir. Hukuk devleti, bu zararı talihin, tabiatın veya yurttaşın omuzlarına bırakmaz; idareyi kendi eyleminin de ihmalinin de sonuçlarıyla yüzleştirir. Çünkü tazminat bir lütuf değil, kamu gücünün hukuka bağlılığının bedelidir. Zarar, hizmet kusuru ve nedensellik bağı ortaya konulduğunda idarenin tazmin sorumluluğu doğar; zarar görenin veya üçüncü kişinin kusuru bu sorumluluğun kapsamını daraltabilir, ancak idareye ait kusuru ortadan kaldırmaz. Çünkü hukuk devleti, yurttaştan hukuka bağlılık beklediği ölçüde, kendi eylem ve ihmallerinin hesabını vermekle de yükümlüdür.
İşte hizmet kusuru, idarenin vermek zorunda olduğu bu hesabın hukuk dilindeki adıdır. Aşağıdaki kararlar; hangi eylem ve ihmallerin hizmet kusuru sayıldığını, zararla idari faaliyet arasındaki bağın nasıl kurulduğunu ve sorumluluğun hangi hâllerde maddi ya da manevi tazminata dönüştüğünü somut olaylar üzerinden göstermektedir.
Bu çalışmada hizmet kusuru; imar, yapılaşma ve mülkiyet hakkı; yol, kanalizasyon ve altyapı hizmetleri; parklar ve kamusal alanların güvenliği; su, elektrik ve çevresel tehlikeler; yangın, afet ve risklerin önlenmesi; belediye personeli ve iş güvenliği ile nüfus ve medeni hâl hizmetleri başlıkları altında incelenecektir. Her bölümde, hizmet kusuru sayılan eylem veya ihmal, sorumlu idare, zararla idari faaliyet arasındaki nedensellik bağı ve doğan zararın maddi ya da manevi tazminatı gerektirip gerektirmediği yargı kararları üzerinden ortaya konulacaktır.
I. İMAR, YAPILAŞMA VE MÜLKİYET HAKKI
İmar planında park alanında bırakılan taşınmazın uzun süre kamulaştırılmaması
Danıştay 6. Dairesi, 13.04.2021, K. 2021/5459
Davacıya ait taşınmaz, imar planlarında bölge parkı olarak ayrılmış; uygulama imar planının üzerinden beş yıl geçmesine rağmen kamulaştırılmamış ve taşınmaz üzerindeki kısıtlılık giderilmemiştir.
Danıştay, mülkiyet hakkının belirsiz bir süre boyunca kullanılamaz hâle getirilmesini hukuka aykırı bulmuştur:
“Davacı için mülkiyet hakkının belirsiz bir süre ile kısıtlandığı sabit olup, mülkiyet hakkı engellenen davacıya mülkiyetin bedele çevrilmesi yoluyla tazminat ödenmesi gerekir.”
Taşınmazın bedelinin ödenmesi maddi tazminat niteliğindedir. Kararda manevi tazminata ilişkin bir değerlendirme bulunmamaktadır.
Yıkılacak derecede tehlikeli olmayan yapının tehlikeli sayılarak yıktırılması
Danıştay 6. Dairesi, 11.12.1990, E. 1990/1164, K. 1990/2548
Belediye, fen heyeti raporuna dayanarak yapının yıkılacak derecede tehlikeli olduğuna karar vermiştir. Ancak bu işlem idari yargıda iptal edilmiş ve yapının yıkılmasını gerektirecek ölçüde tehlikeli olmadığı bilirkişi incelemesiyle belirlenmiştir. Buna rağmen yapının yıktırılması, belediyenin hizmet kusuru olarak kabul edilmiştir:
“İdari işlemin iptali yolundaki Mahkeme kararına rağmen yapının yıktırılması suretiyle hizmet kusuru işlendiği açık olup, bu kusur sebebiyle doğan zararın da tazmini gerektiği...”
Hukuka aykırı biçimde yıkılan binanın bilirkişi tarafından belirlenen değeri maddi zarar kabul edilmiştir. Yapı sahibinin mahkeme kararına rağmen binasının yıkılması nedeniyle duyduğu üzüntü için de manevi tazminata hükmedilmiştir.
Buna karşılık, yıkım arsanın varlığını ve değerini ortadan kaldırmadığından arsa bedeli tazminat kapsamında görülmemiştir:
“Tazminat davasının konusu yıkılan bina ile uğranılan zarar olup, bu yıkım dolayısıyla arsaya ait bir zarardan söz edilemeyeceğinden...”
Gerçekleşmesi kesin olmayan gelecekteki gelirler ile belgelendirilmeyen kira kaybı da maddi zarar sayılmamıştır:
“Gelecekte elde edilmesi muhtemel gelir ve yoksun kalınan kârlar tazminat davasına konu edilemeyeceğinden, kirada olduğu ve kira geliri elde edildiği belgelendirilmeyen taşınmazdan yoksun kalınan kira karşılığı olarak talep edilen [...] tazminat isteminin reddine...”
Kişinin kendi taşınmazındaki ruhsatsız yapının 775 sayılı Kanun uyarınca yıktırılması
Danıştay 6. Dairesi, 04.03.2009, K. 2009/2077
Davacının kendi taşınmazı üzerindeki ruhsatsız yapılar, taşınmazın imar planında yeşil alana ayrıldığı gerekçesiyle 775 sayılı Gecekondu Kanunu uygulanarak yıktırılmıştır.
Danıştay, kişinin kendi taşınmazı üzerindeki yapı nedeniyle işgalci sayılamayacağını; taşınmazın imar planında yeşil alana ayrılmasının da mülkiyeti kendiliğinden kamuya geçirmeyeceğini belirtmiştir:
“Uyuşmazlık konusu yapıların davacıya ait taşınmaz üzerinde yer alması karşısında davacının işgalci olarak kabul edilemeyeceği, imar planında yeşil alan kullanımına ayrılmış olmasına rağmen taşınmazın öncelikle yapılacak kamulaştırma veya parselasyon uygulamalarıyla kamuya kazandırılması gerektiği...”
Yapıların ruhsatsız olması hâlinde 3194 sayılı İmar Kanunu hükümlerinin uygulanması gerekirken, şartları oluşmadığı hâlde 775 sayılı Kanun’a dayanılarak yıkım yapılması hizmet kusuru sayılmıştır:
“Söz konusu ruhsatsız yapılar nedeniyle 3194 sayılı İmar Kanunu hükümlerinin uygulanabileceği, bu husus gözetilmeden tesis edilen işlem sonucu oluşan zararda idarenin hizmet kusurunun bulunduğu açıktır.”
Danıştay, yıkımdan doğan maddi zararın bilirkişi incelemesiyle belirlenmesini; ancak tazminat hesabında yapıların ruhsatsız olduğunun da gözetilmesini istemiştir:
“Yapıların ruhsatsız olduğu hususu da göz önünde bulundurulmak suretiyle gerekirse bilirkişi incelemesi yaptırılarak tazminine karar verilmesi gerekirken, aksi yönde verilen kararda hukuki isabet görülmemiştir.”
Kaçak yapılaşmanın denetlenmemesi ve yapının sonradan afet riski nedeniyle yıkılması
Danıştay 4. Dairesi, 14.12.2023, E. 2023/13590, K. 2023/7044
Kat irtifakı kurulmuş bir apartmandaki bağımsız bölüm, Bakanlar Kurulunca alınan afete maruz bölge kararı uyarınca yıkılmıştır. Yargılama sırasında yapının tamamen ruhsatsız olduğu belirlenmiş; buna rağmen yapının inşa edilmesine ve varlığını sürdürmesine engel olmayan idarelerin denetim görevlerini gereği gibi yerine getirmedikleri kabul edilmiştir.
Kararda ilçe belediyesinin kusuru açık biçimde şöyle ifade edilmiştir:
“Denetim yapmayarak kaçak yapının yapımına sebebiyet veren Avcılar Belediye Başkanlığı’nın [...] kusurunun bulunduğu...”
Bozma sonrasında verilen nihai kararda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Avcılar Belediyesi farklı oranlarda sorumlu tutulmuştur. Bununla birlikte karar metninde, Bakanlık ile Büyükşehir Belediyesinin kusurunu oluşturan somut ihmal ayrı ayrı açıklanmamış; yalnızca bu idarelere yüklenen kusur oranları gösterilmiştir.
Yapının yıkılması nedeniyle bağımsız bölümde meydana gelen ekonomik kayıp için maddi tazminata hükmedilmiştir. Yıkımın davacı üzerindeki manevi etkisi de manevi tazminat kapsamında değerlendirilmiştir. Bölge İdare Mahkemesinin her iki tazminat türünün de idarelerin kusurları oranında ödenmesine ilişkin kararı, Danıştay tarafından oybirliğiyle onanmıştır.
II. YOL, KANALİZASYON VE ALTYAPI HİZMETLERİ
Ana arter üzerindeki rögar kapağından kaynaklanan trafik kazası
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi, 07.11.2019, E. 2019/1657, K. 2019/3739
Araç, ana arter üzerindeki yağmur suyu rögar kapağı nedeniyle takla atmış ve hasar görmüştür. Araç için ödeme yapan sigorta şirketi, ödediği tazminatın İSKİ’den tahsili amacıyla rücu davası açmıştır.
Mahkeme, şehir içi yolların yapım ve bakımından, ayrıca altyapı çalışmaları sırasında trafik güvenliğinin sağlanmasından belediyenin sorumlu olduğunu belirtmiştir:
“Karayolları Trafik Kanunu’nun 10. maddesine göre şehir içi yollarda her türlü yapım, onarım ve alt yapı tesis çalışmalarında trafik düzen ve güvenliğini sağlayacak önlemleri almak, aldırmak ve denetleme görevinin Belediye’ye ait olduğunun düzenlendiği, ayrıca 5393 sayılı Kanun’un 14. maddesi uyarınca da bakım ve onarımdan belediyenin sorumlu olduğu...”
Kazaya neden olan rögar kapağının İBB’nin sorumluluğundaki ana arter üzerinde bulunduğu ve yol üzerindeki hasar ile tamirat işlerinin İBB’ye ait olduğu kabul edilmiştir:
“Yol üzerinde meydana gelen hasar ve tamirat işlemlerinin İBB’nin yükümlülüğünde olduğu [...] kazaya sebep olduğu belirtilen rögar kapağının ana arter yol üzerinde İBB’ye ait olduğu anlaşılmış olmakla davalı olarak gösterilen İSKİ’nin pasif husumeti bulunmamaktadır.”
Kaldırımdaki hasarlı menhol kapağının onarılmaması
Danıştay 8. Dairesi, 22.02.2024, E. 2020/3669, K. 2024/833
On bir yaşından küçük çocuk, gece saatlerinde bisikletiyle yaya yolunda ilerlerken kaldırım üzerindeki taşa çarparak yaralanmış ve yüzünde kalıcı iz oluşmuştur. Büyükşehir belediyesinin bakımından sorumlu olduğu menhol kapağını onarmaması, kazanın meydana gelmesinde tali hizmet kusuru sayılmıştır:
“Bisiklet sürücüsü davacının [...] gece vaktinde bisikleti ile hızlı bir şekilde ilerlediğinden kazanın oluşunda asli kusurlu olduğu, idarenin ise bakımından sorumlu olduğu menhol kapağını tamir etmediğinden tali kusurlu olduğu...”
Çocuğun yaşı itibarıyla bisiklet sürme ehliyetine sahip olmaması ve gece hızlı biçimde ilerlemesi müterafik kusur kabul edilmiştir. Ancak bu durum, kaldırımın güvenliğini sağlamak ve hasarlı menhol kapağını onarmakla yükümlü belediyenin sorumluluğunu ortadan kaldırmamıştır.
Davacılar maddi bir kayıp veya kazanç kaybı bulunduğunu belgeleyemediğinden maddi tazminat istemi reddedilmiştir. Buna karşılık çocuğun yaralanması ve yüzünde kalıcı iz oluşması nedeniyle çocuk ile anne ve babası lehine manevi tazminata hükmedilmiştir:
“Davacı küçüğün asli kusuru, idarenin tali kusuruyla meydana gelen yaralanmada müterafik kusur bulunsa da [...] yaralanması ve yüzünde sabit iz kalması sebebiyle acı çektikleri, üzüntü duydukları kabul edilmek suretiyle manevi tazminat ödenmesi gerektiği...”
Yol ve altyapı çalışmalarında gerekli güvenlik önlemlerinin alınmaması
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 03.05.1993, E. 1258, K. 7866
Şehir içi yollarını güvenli ve ulaşıma elverişli durumda tutmak belediyelerin görevidir. Yol veya kanalizasyon çalışmaları sırasında açılan çukurların kapatılmaması; gerekli işaret, uyarı ve aydınlatma önlemlerinin alınmaması hizmet kusuru oluşturur.
Bu eksiklikler nedeniyle meydana gelen araç hasarı, yaralanma veya ölüm hâlinde belediye, doğan maddi ve koşulları varsa manevi zararları tazmin etmekle yükümlüdür.
Belediye tarafından işletilen iskelede aracın denize düşmesi
Danıştay 8. Dairesi, 23.01.2025, E. 2024/5361, K. 2025/93
Davacıların çocuğu, belediye tarafından işletilen motor iskelesinden aracıyla birlikte denize düşerek hayatını kaybetmiştir. İskelenin işletilmesinden sorumlu olan Akçaabat Belediyesinin hizmet kusuru bulunduğu, buna karşılık Trabzon Valiliğine yüklenebilecek bir kusur olmadığı kabul edilmiştir:
“Davacıların çocuğunun, davalı belediyece işletilen motor iskelesinden aracıyla birlikte düşerek hayatını kaybetmesi olayında davalı Belediyenin hizmet kusurunun ağırlığı [...] gözönünde bulundurulduğunda [...] manevi tazminatın davalı Akçaabat Belediyesi tarafından davacılara ödenmesi, [...] olayda kusuru bulunmadığı anlaşılan davalı Trabzon Valiliği yönünden ise davanın reddine karar verilmiş...”
Kararda belediyenin hizmet kusurunu oluşturan teknik eksikliğin ne olduğu ayrıca açıklanmamış; sorumluluk, belediye tarafından işletilen iskelede meydana gelen ölüm ve belediyenin hizmet kusurunun ağırlığı üzerinden değerlendirilmiştir.
Çocuklarının denize düşmesinin ardından bir süre bulunamaması ve daha sonra cansız........
