Yapı Denetiminde "Şekli Aykırılık" Dönemi: 4708 Sayılı Kanun'da Taşıyıcı Sisteme Etki Şartının Kaldırılması ve Ölçülülük Sorunu
Yapı inşa süreci, imar planlarından başlayarak yapının projelendirilmesi, ruhsatlandırılması, inşası ve yapı kullanım aşaması olmak üzere birçok kişinin yetki alanları çerçevesinde görev aldığı ve çok sayıda farklı rol ve sorumlulukların üstlenildiği, karmaşık yapıda bir organizasyonel faaliyettir.
Anayasa m.17 ile korunan “yaşam hakkı” ve m.56 ile korunan “sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı”nın temini için devletin pozitif yükümlülük altında olduğu yapı inşa sürecinde, idare tarafından, imar aşamalarının (araziden arsaya geçiş aşamaları) ve imar plan notlarının düzenlenmesi, yapım işine ilişkin projelerin onaylanması ve ruhsatlandırma, imalat aşamasında gerekli denetimleri gerçekleştirme, yapı kullanım belgesi düzenlenerek yapım işinin nihayete erdirilmesi, kullanım aşamasında binaların denetim ve gözetimi olmak üzere tüm aşamalarda etkin bir denetim ve gözetim gerçekleştirerek gerekli tedbirlerin alınması ve olası tehlikelerin önlenmesi gerekir.
Zira idarenin yaşam hakkını koruma yükümlülüğü, “Yetki alanında bulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak zarar veya son vermemek.” şeklinde negatif; “Yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal makamların gerek diğer bireylerin, gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı korumak.” şeklinde pozitif yükümlülük olmak üzere iki yönlüdür.
Niteliği gereği yapı inşa süreci ile doğrudan ilişkili olan “yaşam hakkı”, idarenin yalnızca negatif bir yükümlülük değil, yapıların güvenli şekilde inşa edilmesini sağlayarak vatandaşların can ve mal güvenliğini sağlamak için aktif koruma ve önlem alma ödevi taşıdığını ortaya koyar. Anaya m.17 ve 56 gereği, insanların güvenli yapılarda yaşaması için asgari koşulların getirilmesi ve etkin denetim mekanizmalarının kurulması kamu otoritesinin asli, öncelikli ve devredilemez görevleri arasındadır.
Bu bağlamda; “önleyici kolluk” olarak da anılan “idari kolluk” faaliyetleri yoluyla, idari kolluğun asli sorumluluğu olan kamu düzeninin bozulmasının engellenmesi, yapı inşa süreci bağlamında yapıların güvenli şekilde inşa edilmesinin sağlanması için etkin bir denetim ve gözetim yürütülmesi ve bu suretle “yaşam hakkı” ve “sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı”nın tesisi, idarenin nihai ve devredilemez bir sorumluluğudur.
Bu sorumluluk rejiminin temelinde, vatandaşların idarenin denetimine dair beslediği “güven” ilkesi yatmaktadır. Zira vatandaşın can güvenliğini sağlama konusundaki beklentisini karşılama ve devlete olan güvenini koruma, “güven prensibi”nin bir gereğidir.
4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun kapsamında imar mevzuatı uyarınca öngörülen fennî mesuliyeti ilgili idareye karşı üstlenen yapı denetim kuruluşları, idarenin bu asli görevinde ancak "yardımcı" konumundadır.
AYM’nin 26.06.2002 tarihli 2001/377 E. 2002/59 K. sayılı norm denetimi kararında da 4708 sayılı Kanun ile yapı denetim kuruluşlarına yerel yönetimlerin yerine geçme ve karar alma yetkisi verilmediği, mahalli nitelikteki müşterek ihtiyaçların karşılanması için teknik destek sağlandığı açıkça belirtilmiştir. Danıştay 6. Dairesinin 14.02.2024 tarihli 2023/5231 E. 2024/920 K. sayılı ilamında da “…yapının denetim sorumlularının sorumluluklarının ilgili idarenin denetim sorumluluğunu ortadan kaldırmadığının açık olduğu” belirtilmiştir (Danıştay 6. Dairesinin benzer yöndeki içtihadı için bkz. E. 2020/1049, K. 2020/10890, T. 13.11.2020)
Bu değerlendirmelerle esasen idarenin denetim yetkisinin özel kuruluşlara devredilemeyeceği, yapı denetim sisteminin, ruhsat vermeye yetkili idarelerin (genellikle belediyelerin) Anayasa'dan kaynaklanan yerel ve müşterek ihtiyaçları karşılama ve imar düzenini sağlama görevini devralmadığı, yapı denetim kuruluşlarının ancak idarenin teknik yardımcısı konumunda olduğu, kısaca “idarenin nihai denetim yükümlülüğü” tespit edilmiştir.
İdarenin nihai denetim yükümlülüğü ışığında, yapı denetim kuruluşlarının 4708 sayılı Kanundan kaynaklanan yükümlülüklerine aykırılık halinde m.8/g bendi uyarınca bir yıl yeni iş almaktan men cezası verilebilmesi için “hataların yapının taşıyıcı sistemini etkilemesi” şartının 7221 sayılı Kanun m.25 ile yapılan değişiklik neticesinde kaldırılmasının ölçülülük ilkesi bağlamında değerlendirilmesi gerekmektedir.
4708 sayılı Kanun m.8/g bendinde, 20.02.2020 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan ve 01.07.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7221 sayılı Kanunun 25. maddesiyle yapılan değişiklik öncesi hali şu şekildedir:
“g) Aşağıda belirtilen;
1) Hataların yapının taşıyıcı sistemini etkilemesi hâlinde 2 nci maddenin dördüncü fıkrasının (a) veya (c) ile (g) bentlerinde belirtilen görevlerin yerine getirilmemesi,
2) 3 üncü maddenin beşinci fıkrasının birinci cümlesi hükmüne aykırı hareket edilmesi,
3) Yapı denetim kuruluşuna son bir yıl içinde üç defa idari para cezası uygulanması,
hâllerinde, cezayı gerektiren fiil ve hâlin, yetkililer tarafından yapılan inceleme ve denetimlerle tespit edilip öğrenilmesinden veya son idari para cezasının tebliğinden itibaren İl Yapı Denetim Komisyonunun teklifi üzerine Bakanlıkça bir yıl yeni iş almaktan men cezası verilir.”
Değişiklik öncesi düzenlemede, Yapı Denetim Kuruluşlarına m.2/4- (a), (c) ve (g) bentlerinde öngörülen görevlerinin yerine getirilmediğinin tespiti halinde 1 yıl yeni iş almaktan men cezası verilebilmesi için “hataların yapının taşıyıcı sistemini etkilemesi” şartının arandığı görülmektedir.
Bu doğrultuda, değişiklik öncesi içtihatlar incelendiğinde, 1 yıl yeni iş almaktan men cezası verilebilmesinin taşıyıcı sistem etkisi ile sınırlandırıldığı ve idareye, taşıyıcı sisteme etkinin somut teknik verilerle ispatı yönünde........
