Yargısal Dikkat, Yargısal Dikkat Eksikliği ve Savunmanın Dikkati Toplama İşlevi
Yargılama yalnızca usul işlemlerinin ardı ardına yerine getirildiği teknik bir süreç değildir; aynı zamanda iddia, savunma, delil, itiraz ve beyanların zihinsel olarak takip edildiği bir dikkat rejimidir. Adil yargılanma hakkının gerçekleşebilmesi için taraflara söz verilmesi yeterli değildir; söylenen sözün mahkeme tarafından gerçekten işlenmesi, tartılması ve gerekçede karşılanması gerekir. Bu nedenle “yargısal dikkat”, dinlenilme hakkı ile gerekçeli karar hakkı arasında yer alan görünmeyen fakat kurucu bir halkadır. Buna karşılık “yargısal dikkat eksikliği”, yargılamanın görünürde devam etmesine rağmen mahkemenin iddia, savunma, delil ve itirazları yeterli zihinsel ve hukuki yoğunlukta ele almaması; savunmanın esaslı argümanlarını takip etmemesi; delilleri gerçek anlamda tartışmaması ve hükmü çoğu zaman önceden oluşmuş dosya kanaati üzerinden kurmasıdır. Bu makale, yargısal dikkat ve yargısal dikkat eksikliği kavramlarını dosya merkezli yargılama, prematüre kanaat, gerekçe krizi ve Hibrit Kopuş Savunması perspektifinden incelemektedir.
I. Giriş: Yargılama Bir Dikkat Rejimidir
Yargılama genellikle karar verme faaliyeti olarak görülür. Mahkeme dosyayı inceler, tarafları dinler, delilleri değerlendirir ve sonunda hüküm kurar. Bu dış görünüm, yargılamanın esasen usul işlemlerinden oluşan düzenli bir faaliyet olduğu izlenimini verir. Oysa yargılamanın gerçek niteliği, yalnızca işlemlerin yapılmasında değil, bu işlemler sırasında mahkemenin neye, nasıl ve hangi yoğunlukta dikkat ettiğinde ortaya çıkar. Çünkü yargılama, aynı zamanda bir dikkat faaliyetidir.
Hâkim yalnızca dosyaya bakmaz; dosyadaki anlatılar arasında seçim yapar. Yalnızca tarafları dinlemez; hangi sözün hüküm bakımından önemli olduğunu belirler. Yalnızca delilleri toplamaz; hangi delilin hangi anlamı taşıdığını tartar. Yalnızca gerekçe yazmaz; gerçekte hangi hususlara dikkat ettiğini ve hangi hususları dikkat dışı bıraktığını görünür kılar.
Bu nedenle yargılamada adalet, sadece taraflara konuşma imkânı verilmesiyle gerçekleşmez. Taraf konuşabilir ama dikkate alınmayabilir. Avukat savunma yapabilir ama savunmanın merkezi argümanı hükümde hiç karşılanmayabilir. Sanık beyanda bulunabilir ama bu beyan, dosyada önceden oluşmuş kanaatin gölgesinde etkisiz kalabilir. Tanık dinlenebilir ama tanık beyanındaki çelişkiler gerekçede hiç tartışılmayabilir. Bilirkişi raporuna itiraz edilebilir ama bu itiraz, “dosya kapsamına göre” kalıbı içinde buharlaşabilir.
İşte bu noktada “dinlenilme hakkı” ile “yargısal dikkat” arasında önemli bir ayrım yapmak gerekir. Dinlenilme hakkı, tarafın sesini yargılama alanına taşımasını sağlar. Yargısal dikkat ise bu sesin mahkeme zihninde işlenmesini, hukuki değerinin tartılmasını ve karar sürecinde iz bırakmasını ifade eder. Başka bir deyişle dinlenilme hakkı “konuşabildim mi?” sorusunu; yargısal dikkat ise “söylediğim şey gerçekten dikkate alındı mı?” sorusunu gündeme getirir.
Bu ayrım özellikle ceza yargılaması bakımından hayati önemdedir. Çünkü ceza yargılamasında sanığın özgürlüğü, itibarı, toplumsal varlığı ve geleceği hakkında karar verilir. Böyle bir alanda mahkemenin dikkat eksikliği basit bir usul kusuru değildir. Dikkat eksikliği, doğrudan savunma hakkını, gerekçeli karar hakkını ve adil yargılanma hakkını zedeler. Bu makalenin temel tezi şudur: Yargılama, yalnızca söz hakkı tanınan bir usul sahnesi değil; mahkemenin iddia, savunma, delil ve itirazlar arasında dikkatini adil biçimde dağıtmak zorunda olduğu zihinsel bir sorumluluk alanıdır. Bu sorumluluğun yerine getirilmediği yerde ise “yargısal dikkat eksikliği” ortaya çıkar.
II. Yargısal Dikkat Nedir?
Yargısal dikkat, mahkemenin taraflarca ileri sürülen iddia, savunma, delil, itiraz ve beyanları yalnızca işitmesi değil; onları hukuki anlamda takip etmesi, zihinsel olarak işlemesi, karar sürecine dahil etmesi ve gerekçede karşılamasıdır.
Bu tanımda dört unsur vardır. Birincisi, takip unsurudur. Mahkeme, tarafın ne söylediğini gerçekten izlemelidir. Savunmanın hangi olguya, hangi hukuki meseleye, hangi delil çelişkisine veya hangi usul ihlaline işaret ettiğini kavramalıdır. Sözün duyulması yetmez; sözün yöneldiği hukuki mesele anlaşılmalıdır.
İkincisi, işleme unsurudur. Mahkeme, ileri sürülen hususu mevcut dosya kanaati içinde basitçe eritmemeli; onu bağımsız bir değerlendirme konusu hâline getirmelidir. Savunmanın iddiası, iddianamenin kurduğu anlatının kenarına iliştirilmiş bir dipnot gibi değil, hükmün oluşumunu etkileyebilecek bir ihtimal olarak ele alınmalıdır.
Üçüncüsü, tartma unsurudur. Yargısal dikkat, mahkemenin her iddiayı kabul etmesi anlamına gelmez. Mahkeme elbette bir savunmayı reddedebilir, bir tanık beyanına değer vermeyebilir, bir delili hükme esas alabilir veya almayabilir. Ancak bunu yapmadan önce ilgili iddia veya delilin hukuki ağırlığını tartmalıdır. Reddedilen savunma ile hiç dikkate alınmamış savunma aynı şey değildir.
Dördüncüsü, gerekçede karşılama unsurudur. Yargısal dikkat, iç dünyada kalan bir zihinsel faaliyet olarak düşünülemez. Mahkemenin neye dikkat ettiği, neyi neden kabul ettiği, neyi neden reddettiği gerekçede görünür olmalıdır. Gerekçe, yargısal dikkatin dış dünyaya açılan penceresidir.
Bu nedenle yargısal dikkat, dinlenilme hakkı ile gerekçeli karar hakkı arasında yer alan kurucu bir bağlantıdır. Dinlenilme hakkı tarafın sesini mahkeme salonuna taşır; yargısal dikkat bu sesi hükmün zihinsel kuruluşuna dahil eder; gerekçe ise bu dahil etmenin izini gösterir. Yargısal dikkat yoksa taraf konuşur ama hükme temas edemez. Delil dosyada vardır ama tartışılmış sayılmaz. Gerekçe yazılır ama kararın gerçek düşünsel zemini görünmez kalır.
III. Dinlemek ile Dikkate Almak Arasındaki Fark
Mahkeme salonunda tarafların konuşması, çoğu zaman dinlenildikleri izlenimini doğurur. Avukat beyanda bulunur, sanık açıklama yapar, tanık cevap verir, bilirkişi raporu okunur, mahkeme zabıt tutar. Biçimsel olarak yargılama ilerlemektedir.
Fakat dinlemek ile dikkate almak aynı şey değildir. Dinlemek, fiziksel veya biçimsel bir eylem olabilir. Hâkim salondadır, taraf konuşmaktadır, zabıt kâtibi yazmaktadır. Buna rağmen söylenen söz, hükmün oluşumuna gerçek anlamda dahil olmayabilir. Dikkate almak ise aktif bir zihinsel ve hukuki faaliyettir. Mahkeme, söylenenin anlamını kavramalı, dosyadaki diğer unsurlarla ilişkisini kurmalı, mevcut kanaatini o söz ışığında sınamalı ve gerekirse karar ihtimalini yeniden düşünmelidir.
Bu nedenle dinlemek pasif; dikkate almak aktiftir. Dinlemek kulağın, dikkate almak yargısal sorumluluğun işidir. Bu fark özellikle savunma hakkı bakımından belirleyicidir. Savunmanın yalnızca konuşmasına izin verilmesi, savunma hakkının tam olarak gerçekleştiği anlamına gelmez. Savunmanın ileri sürdüğü esaslı iddialar hükümde tartışılmıyor, delillere ilişkin itirazlar gerekçede karşılanmıyor, sanık lehine ihtimaller soyut kalıplarla dışlanıyorsa, savunma hakkı biçimsel olarak tanınmış ama maddi olarak etkisizleştirilmiş olur.
Bu noktada şu ayrım önemlidir: Mahkeme savunmayı reddedebilir. Bu mümkündür. Ancak savunmayı hiç dikkate almadan reddedemez. Savunmayı reddetmek için önce onu anlamak, sonra tartmak, sonra da neden kabul edilmediğini göstermek gerekir. Aksi hâlde ortaya çıkan şey gerçek bir yargısal değerlendirme değil, önceden oluşmuş kanaatin savunma karşısında korunmasıdır.
Yargısal dikkat kavramı tam da bu ayrımı görünür kılar.
IV. Yargısal Dikkat Eksikliği Nedir?
“Yargısal dikkat eksikliği” kavramı, bireysel veya tıbbi bir teşhis olarak anlaşılmamalıdır. Burada kastedilen, hâkimlerin kişisel psikolojik durumuna ilişkin bir değerlendirme değildir. Kavram, yargısal pratiğin kurumsal, usuli ve zihinsel dikkat sorununu anlatmak için kullanılmaktadır.
Yargısal dikkat eksikliği, mahkemenin yargılama boyunca iddia, savunma, delil ve itirazları yeterli zihinsel ve hukuki yoğunlukta ele almaması; hukuken belirleyici noktaları takip etmemesi; delillerdeki çelişkileri yeterince işlememesi; savunmanın esaslı itirazlarını gerekçede karşılamaması ve hükmü çoğu zaman dosyada önceden oluşmuş anlatının devamı olarak kurmasıdır. Bu durum mahkemenin tarafları hiç dinlememesi anlamına gelmez. Aksine çoğu zaman taraflar dinlenmiş görünür. Duruşma yapılmıştır. Beyan alınmıştır. Dilekçe dosyaya girmiştir. Delil okunmuştur veya okunmuş sayılmıştır. Ancak bütün bu işlemler içinde yargısal dikkat yeterli yoğunlukta kurulmamıştır.
Yargısal dikkat eksikliği şu pratiklerde görünür:
Tarafa söz verilir ama söylediği hükümde iz bırakmaz. Savunma dilekçesi dosyaya alınır ama temel argümanları gerekçede karşılanmaz. Tanık beyanındaki çelişki fark edilmez veya tartışılmaz. Bilirkişi raporuna yöneltilen itirazlar kalıp ifadelerle geçiştirilir. Lehe deliller kararın kenarında kalır, aleyhe deliller ise hükmün merkezine yerleşir. Deliller “okundu sayıldı” denilerek tartışılmış varsayılır. Duruşma, gerçeğin araştırıldığı canlı bir alan olmaktan çıkar; dosyanın teyit edildiği bir sahneye dönüşür. Hüküm, duruşmadaki tartışmadan değil, dosyanın önceden kurduğu anlatıdan doğar.
Bu tablo, yalnızca dikkat eksikliği değil, aynı zamanda adil yargılanma sorunudur. Çünkü yargılamaya katılan kişinin karar sürecini etkileyebilme imkânı, mahkemenin dikkatine bağlıdır. Mahkeme dikkatini savunmanın merkezi noktalarına kapatmışsa, savunmanın varlığı biçimsel bir ritüele dönüşür.
V.........
