menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Stoacı Avukatın Hayata ve Hukuka Bakışı

13 0
sunday

“İnsanlar, şeylerden değil, şeylerle ilgili oluşturdukları fikirlerden dolayı rahatsız olurlar.” — Epiktetos, Enkheiridion

Bu makale, Stoacı düşüncenin avukatlık mesleği bakımından sunduğu hayat ve hukuk felsefesini ele almaktadır. Stoacı avukat, hukuku yalnızca pozitif normların toplamı olarak değil; akıl, adalet, erdem, ölçülülük ve insan onuru temelinde sınanması gereken ahlaki-rasyonel bir düzen olarak kavrar. Bu yaklaşımda avukatlık, yalnızca dava takibi, dilekçe yazımı veya teknik temsil faaliyeti değildir; insanın hukuki kaderinin keyfiliğe terk edilmemesi için yürütülen ölçülü, vakur ve akıl merkezli bir mücadeledir. Stoacı avukat, müvekkilin öfkesine kapılmadan, yargısal keyfiliğe teslim olmadan, kendi iç dengesini kaybetmeden savunma yapar. Onun mesleki kişiliği, doğal hukuk fikriyle pozitif hukuk pratiği arasındaki gerilimde şekillenir. Bu makalede Stoacı avukatın hayata, hukuka, müvekkile, yargıya, mücadeleye, özel yaşama ve kendi mesleki benliğine bakışı tartışılmaktadır.

Giriş: Adliye Koridorunda Stoacı Bir Soru

Avukatlık, insanın yalnızca hukuk bilgisiyle değil, karakteriyle de sınandığı mesleklerden biridir. Dosya bilgisi, mevzuat hâkimiyeti, usul tekniği, dilekçe yazma becerisi ve duruşma tecrübesi elbette mesleğin vazgeçilmez unsurlarıdır. Fakat avukatlık, bunların toplamından ibaret değildir. Avukat her gün öfke, korku, beklenti, haksızlık duygusu, yargısal keyfilik, müvekkil baskısı, hâkim tutumu, karşı taraf stratejisi, ekonomik kaygı ve mesleki tükenmişlik arasında yürür. Bu yürüyüş yalnızca teknik değil, aynı zamanda felsefi bir yürüyüştür. Bu nedenle avukatlık mesleği şu soruyu sürekli yeniden sordurur: İnsan, haksızlık ihtimaliyle dolu bir dünyada iç dengesini kaybetmeden nasıl mücadele eder?

Stoacılık tam da bu sorunun felsefesidir. Ancak Stoacılığı popüler kültürde zaman zaman indirgenmiş olduğu “duygusuzluk”, “her şeye katlanma”, “kadercilik” veya “pasif kabulleniş” olarak anlamamak gerekir. Stoacılık, insanın kendi aklını, iradesini ve ahlaki merkezini koruyarak dünyayla ilişki kurma biçimidir. Stoacı insan, dış dünyanın bütünüyle kendi kontrolünde olmadığını bilir; fakat kendi hükmünü, tepkisini, üslubunu, karakterini ve eylem tarzını biçimlendirme sorumluluğunu üstlenir.

Avukatlık bakımından Stoacılığın önemi burada başlar. Stoacı avukat, yargı sisteminin bütün aksaklıklarını tek başına düzeltemeyeceğini bilir; ama her dosyada adalet fikrini canlı tutabileceğini de bilir. Hâkimin kanaatini tümüyle yönetemeyeceğini bilir; ama savunmasının niteliğini yönetebilir. Müvekkilin bütün davranışlarını kontrol edemeyeceğini bilir; ama müvekkille kurduğu ilişkinin sınırlarını, açıklığını ve ahlaki mesafesini kurabilir. Duruşma salonundaki her haksızlığı ortadan kaldıramayabilir; ama haksızlığın tutanağa, dosyaya, hafızaya ve hukuki dile geçirilmesini sağlayabilir. Bu yönüyle Stoacı avukat edilgen değil, bilakis son derece etkin bir mesleki figürdür. Onun farkı, mücadeleyi öfkeye, savunmayı gösteriye, müvekkil sadakatini kör bağlılığa, hukuku ise kuru bir mevzuat teknisyenliğine indirgememesidir.

I. Stoacı Hukuk Felsefesinin Temeli: Kanunun Ötesinde Adalet

Stoacı hukuk felsefesinin merkezinde doğal hukuk fikri vardır. Doğal hukuk, insan iradesinin veya geçici iktidar tercihlerinin ürünü olan pozitif normlardan önce gelen; akıl, adalet ve evrensel düzenle kavranan daha yüksek bir hukuk fikridir. Stoacı felsefeye göre doğal hukuk, yalnızca insanların iradesine dayalı kurallar bütünü değildir; evrensel ve rasyonel bir doğa düzenine dayanan ilkeleri ifade eder. Bu anlayışta hukuk, yalnızca pozitif normların toplamı değil, ahlaki ilkelerin ve kozmik düzenin somut bir görünümüdür.

Bu düşünce avukatlık bakımından son derece önemlidir. Çünkü avukat, gündelik pratikte çoğu zaman pozitif hukukla adalet arasındaki mesafeye tanıklık eder. Kanunda yazılı olanla mahkeme salonunda uygulanan arasında fark vardır. Usul güvenceleriyle fiili yargılama alışkanlıkları arasında fark vardır. “Dinlenilme hakkı” ile gerçekten dinlenilmek arasında fark vardır. “Çelişmeli yargılama” ile dosya üzerinden kurulmuş prematüre kanaatin sonradan meşrulaştırılması arasında fark vardır.

Stoacı avukat bu farkı görür. Fakat bu farkı yalnızca şikâyet konusu yapmaz; hukuki bir bilinç hâline getirir. Kanunu bilir, kanuna dayanır, kanunu kullanır; ama kanunu mutlaklaştırmaz. Çünkü Stoacı düşüncede adalet, tarihsel olarak değişen yasaların ürünü değil, daha yüksek bir akılsal düzenin yansımasıdır. Yasalar, ancak bu evrensel doğa düzenine uygun oldukları ölçüde adaletli sayılabilir. Bu nedenle Stoacı avukat için hukuk iki katmanlıdır. İlk katmanda pozitif hukuk vardır: kanun, yönetmelik, içtihat, usul, süre, delil, dilekçe, tutanak. İkinci katmanda ise adalet fikri vardır: hakkaniyet, insan onuru, ölçülülük, savunma hakkı, dinlenilme, eşitlik, keyfiliğe karşı güvence. Avukatın gerçek mesleki mahareti, bu iki katman arasındaki bağı kurabilmesindedir.

Yalnızca pozitif hukuka kapanmış avukat, zamanla mevzuat teknisyenine dönüşür. Yalnızca soyut adalet söylemine yaslanan avukat ise somut dosya pratiğinden kopar. Stoacı avukat bu iki aşırılıktan kaçınır. O, adalet fikrini pozitif hukuk içinde işletmenin yollarını arar. Kanunu, adalet fikrini boğmak için değil, onu görünür kılmak için kullanır.

Stoacı doğal hukuk düşüncesinin hukuk alanındaki en güçlü taşıyıcılarından biri Cicero’dur. Cicero, özellikle De Re Publica ve De Legibus adlı eserlerinde Stoacı doğal hukuk fikrini Roma hukuk ve siyaset düşüncesinin merkezine taşımıştır. Ona göre yasa, salt iktidarın buyruğu veya tarihsel uzlaşının ürünü değildir; doğru aklın emir ve yasaklara uygulanmış hâlidir. Bu nedenle gerçek hukuk, yazılı normdan önce gelen ve bütün insanlar için ortak olan akılsal-adil düzene dayanır. Cicero’nun yaklaşımında doğal hukuk, pozitif yasaların meşruiyetini sınayan bir ölçüye dönüşür. Yasa adaletle bağını kaybettiğinde, artık yalnızca şeklen yasa olarak kalır; hukuk olma niteliği tartışmalı hâle gelir. Bu düşünce, Stoacı avukat bakımından son derece önemlidir. Çünkü avukat, mahkeme salonunda yalnızca kanun maddesini değil, kanun maddesinin adaletle kurduğu veya kuramadığı bağı da görünür kılan kişidir.

Cicero’nun “doğru akıl” vurgusu, Stoacı avukatın mesleki aklıyla doğrudan ilişkilidir. Hukuk, yalnızca prosedürlere uymak değil; yapılması ve yapılmaması gerekeni akıl, ölçü ve adalet bakımından ayırt etme faaliyetidir. Bu nedenle Stoacı avukat için savunma, pozitif normu ezberlemekten ibaret değildir; normu, hakkaniyet ve insan onuru yönünden yorumlama çabasıdır. Cicero’nun bütün halklar ve bütün zamanlar için geçerli, ezeli ve değişmez tek yasa düşüncesi de Stoacı kozmopolis fikriyle birleşerek savunmaya evrensel bir ufuk kazandırır.

II. Doğal Hukuk, Logos ve Avukatın Mesleki Aklı

Stoacı düşüncede doğa, yalnızca fiziksel varlıkların toplamı değildir. Doğa, aynı zamanda insan eylemlerine yön veren ahlaki ve hukuki bir normatif düzeni temsil eder. Bu düzende insan aklı, doğanın logosunu kavrama yetisine sahiptir. Doğayı bilmek, yalnızca dış dünyayı betimlemek değil; doğru eylemin ölçütünü idrak etmektir.

Avukatlık pratiğine aktarıldığında bu düşünce, mesleki aklın merkeziliğini gösterir. Stoacı avukatın savunması ham duygunun değil, işlenmiş aklın ürünüdür. Müvekkilin öfkesi, toplumun cezalandırıcı arzusu, medyanın linç dili, hâkimin sabırsızlığı, karşı tarafın provokasyonu veya dosyanın ağırlığı avukatın muhakemesini ele geçirmemelidir. Avukatın işi, kaotik olguları hukuki bir düzene sokmak, dağınık acıları savunulabilir iddialara dönüştürmek, tepkiyi argümana, öfkeyi usule, haksızlık duygusunu hukuki talebe çevirmektir.

Bu nedenle Stoacı avukatın temel niteliği soğukkanlılıktır. Fakat bu soğukkanlılık duygusuzluk değildir. Aksine, duygunun savunmayı yönetmesine izin vermeyen bilinçli bir mesleki disiplindir. Stoacı avukat acıyı duyar, haksızlığı görür, müvekkilin kırılganlığını anlar; fakat bütün bunları aklın süzgecinden geçirerek hukuki dile dönüştürür.

Avukatın mesleki aklı, yalnızca bilmek değil, yerinde davranmaktır. Hangi itirazın yapılacağı, hangi sözün erteleneceği, hangi iddianın dosyaya zarar vereceği, hangi suskunluğun stratejik, hangi suskunluğun hak kaybı doğurucu olduğu bu akıl sayesinde belirlenir. Stoacı avukat için bilgelik, her hukuki imkânı sonuna kadar kullanmak değil; hangi imkânın hangi anda, hangi ölçüyle kullanılacağını bilmektir.

III. Stoacı Avukatın Hayata Bakışı: Kontrol Alanı ve Mesleki Berraklık

Stoacı düşüncenin en bilinen ayrımlarından biri, insanın kontrol edebildiği şeylerle kontrol edemediği şeyleri ayırt etmesidir. Bu ayrım avukatlık mesleğinde neredeyse yaşamsal değerdedir. Çünkü avukatın çalıştığı alan yüksek belirsizlik alanıdır. Dava sonucu belirsizdir. Hâkimin kanaati........

© Hukuki Haber