menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yurt Dışında Yaşayan Türk Vatandaşlarının Karşılaştığı Hukuki Sorunlar ve Hakları

62 0
17.03.2026

Boşanma, miras, vatandaşlık, sosyal güvenlik, işçilik alacakları ve yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’deki etkileri

Yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının sayısal artışı, onların karşılaştığı hukuki sorunların hem çeşitlenmesine hem de daha karmaşık bir görünüm kazanmasına yol açmıştır. Bugün Avrupa ülkeleri başta olmak üzere dünyanın pek çok yerinde yaşayan Türk vatandaşları; aile birliğinin kurulması ve sona erdirilmesi, çocukların velayeti, mirasın paylaşılması, yurt dışında geçen çalışma sürelerinin Türkiye’de değerlendirilmesi, çifte vatandaşlık, yurt dışı işçilik alacakları, yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de etkisi ve Türkiye’deki malvarlıkları üzerindeki tasarrufları bakımından çok katmanlı uyuşmazlıklarla karşılaşmaktadır. Bu uyuşmazlıkların en belirgin özelliği, neredeyse tamamının bir “yabancılık unsuru” içermesidir. Yabancılık unsuru; tarafların farklı devlet vatandaşlığına sahip olması, işlemin başka bir ülkede yapılması, malvarlığının başka bir ülkede bulunması ya da uyuşmazlığın sonuçlarının birden fazla hukuk düzenini ilgilendirmesi şeklinde ortaya çıkabilmektedir.

Bu bağlamda mesele, sadece Türk iç hukukunun uygulanmasından ibaret değildir. Esas sorun çoğu kez, uyuşmazlığa hangi devlet hukukunun uygulanacağı, yabancı bir mahkeme kararının Türkiye’de nasıl sonuç doğuracağı ve Türk hukukunun hangi durumlarda doğrudan devreye gireceğidir. İşte bu noktada 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun merkezî rol üstlenir. MÖHUK, yabancılık unsuru taşıyan özel hukuk uyuşmazlıklarında uygulanacak hukuku, Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini ve yabancı kararların tanınması-tenfizini düzenleyerek yurt dışındaki Türk vatandaşlarının hukuki konumunu anlamada temel başvuru kaynağı hâline gelmiştir.

Doktrinde de isabetle belirtildiği üzere, milletlerarası özel hukukun işlevi yalnızca “hangi hukukun uygulanacağını” saptamak değildir; aynı zamanda kişi ile hukuk düzeni arasındaki en sıkı ilişkinin bulunmasını sağlamak, temel hakları ve hukuki güvenliği korumak, gerektiğinde kamu düzeni ve doğrudan uygulanan kurallar yoluyla yabancı hukukun etkisini sınırlamaktır. Özellikle vatandaşlık esasına dayanan bağlama kuralları bakımından Türk hukukunda, Türk vatandaşlığı ile olan bağın güçlü şekilde korunduğu görülmektedir. Nitekim çifte vatandaşlık durumunda kişinin aynı zamanda Türk vatandaşı olması hâlinde Türk hukukunun uygulanacağına ilişkin MÖHUK m. 4/1-b hükmü, kanun koyucunun kişisel statü alanında Türk hukukunu güçlü bir koruma alanı olarak gördüğünü göstermektedir.

Bu çalışmada, yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının en sık karşılaştıkları hukuki konular; milletlerarası özel hukuk bakış açısıyla ve aile hukuku, iş hukuku, sosyal güvenlik, miras, vatandaşlık ve yabancı kararların tanınması-tenfizi başlıkları altında sistematik biçimde incelenecektir. İncelemede pozitif hukuk kuralları yanında, Yargıtay içtihatları ve doktrindeki baskın görüşlere de yer verilerek hem teorik hem pratik yönü güçlü bir değerlendirme yapılacaktır.

I. Yabancılık Unsuru, Uygulanacak Hukuk ve MÖHUK’un Sistematik Önemi

Yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının karşılaştığı hukuki problemlerin çoğunda ilk ve temel mesele, “uygulanacak hukuk” sorunudur. Çünkü aynı olay, örneğin bir boşanma, bir nafaka talebi ya da bir miras paylaşımı; hem Türk hukukunu hem de yabancı bir devletin hukukunu ilgilendirebilir. Bu noktada MÖHUK’un sistematiği belirleyici olur. MÖHUK m. 1, yabancılık unsuru taşıyan özel hukuk ilişkilerinde uygulanacak hukukun bu Kanunla düzenlendiğini açıkça belirtmektedir. Doktrinde de bu hükmün, Türk milletlerarası özel hukukunun giriş kapısı niteliğinde olduğu kabul edilir. Buna göre öncelikle Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası sözleşmeler araştırılır; özel bir sözleşme kuralı yoksa MÖHUK’un bağlama kurallarına başvurulur.

Yabancı hukukun uygulanması konusunda Türk hakiminin pasif değil aktif bir rolü vardır. MÖHUK m. 2 gereğince hâkim, Türk kanunlar ihtilafı kurallarını ve bu kurallara göre yetkili olan yabancı hukuku re’sen uygular. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2023/4849 E., 2024/3702 K. sayılı kararı da bu yaklaşımı açıkça tekrar etmektedir. Burada dikkat çekici olan husus, yabancı hukukun tespit edilememesi hâlinde Türk hukukunun uygulanacak olmasıdır. Bu durum, uygulamada özellikle aile hukuku ve kişisel statü alanlarında oldukça önemlidir; zira taraflar yabancı hukukun içeriğini yeterince ortaya koyamadığında mahkeme Türk hukukuna yönelmektedir.

Doktrinde yabancı hukukun uygulanması bakımından üç temel sınırlama alanı öne çıkar: kamu düzeni, doğrudan uygulanan kurallar ve sınırlı bazı alanlarda atıf (renvoi). Kamu düzeni müdahalesi, yabancı hukukun belirli bir hükmünün Türk hukukunun temel değerleriyle açıkça çatışması hâlinde devreye girer. Özellikle tanıma-tenfiz ve kişisel statü alanlarında bu müdahale önem taşır. YÖKTez’de yer alan doktrinsel değerlendirmelerde de, kamu düzeninin milletlerarası özel hukukta iki yönlü işlev gördüğü; hem yabancı hukukun uygulanmasını engelleyen hem de yabancı mahkeme kararının sonuç doğurmasını sınırlayan bir mekanizma olduğu vurgulanmaktadır. Buna göre yabancı karar, temel haklar, savunma hakkı, adil yargılanma ilkesi veya Türk toplum düzeninin temel esaslarıyla açık çatışma yaratıyorsa Türkiye’de etki doğuramayacaktır.

Diğer yandan, MÖHUK m. 4’te düzenlenen vatandaşlık esasına göre yetkili hukuk kuralı da yurt dışında yaşayan Türk vatandaşları açısından özel öneme sahiptir. Özellikle çifte vatandaşlığa sahip kişilerin aynı zamanda Türk vatandaşı olmaları hâlinde Türk hukukunun uygulanacak olması, kişisel statü alanında Türk vatandaşlığı bağının üstün tutulduğunu göstermektedir. Doktrinde bu yaklaşım, kişinin şahsi statüsünün istikrarı ve Türkiye ile olan hukuki bağın korunması amacıyla açıklanmaktadır.

Bu genel çerçeve, aşağıda incelenecek her alt konuda tekrar karşımıza çıkmaktadır: aile hukukunda müşterek millî hukuk ve müşterek mutad mesken, iş hukukunda sıkı ilişki ve mutad işyeri, mirasta millî hukuk ve taşınmaz bakımından lex rei sitae, sosyal güvenlikte özel kanun hükümleri ve vatandaşlık statüsü, tanıma-tenfizde kamu düzeni ve savunma hakkı. Dolayısıyla yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının hukuki sorunlarını çözebilmek için öncelikle milletlerarası özel hukukun metodolojisini doğru kurmak gerekir.

II. Aile Hukuku Sorunları: Evlenme, Boşanma, Velayet, Nafaka ve Mal Rejimi

Yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının karşılaştığı en yaygın hukuki meselelerin başında aile hukukuna ilişkin uyuşmazlıklar gelmektedir. Evlenmenin geçerliliği, boşanma davasında uygulanacak hukuk, velayet, iştirak nafakası, yoksulluk nafakası ve eşler arasındaki mal rejimi bu başlık altında değerlendirilebilir. Özellikle eşlerin farklı vatandaşlıkta olması, başka ülkede yaşamaları veya boşanma kararının yabancı bir mahkemece verilmiş bulunması, meseleye milletlerarası özel hukuk boyutu kazandırmaktadır.

MÖHUK m. 13’e göre evlenme ehliyeti ve şartları, taraflardan her birinin evlenme anındaki millî hukukuna tabidir; evliliğin şekline ise yapıldığı ülke hukuku uygulanır. Dolayısıyla yurt dışında yapılan bir evlilik, şekil bakımından kural olarak yapıldığı ülke hukukuna uygunsa geçerli olabilir. Doktrinde bu hükmün, evlenme işlemlerinin uluslararası dolaşımını kolaylaştırma işlevi gördüğü kabul edilmektedir. Ancak evlenme ehliyeti bakımından Türk vatandaşının millî hukuku devreye girdiğinden, Türk vatandaşının yaşı, ayırt etme gücü, önceki evliliğin durumu gibi hususlar Türk hukukuna göre denetlenebilir.

Boşanma ve ayrılık bakımından MÖHUK m. 14 çok önemlidir. Hükme göre boşanma sebepleri ve hükümleri eşlerin müşterek millî hukukuna tabidir; tarafların ayrı vatandaşlıkta olması hâlinde müşterek mutad mesken hukuku, bunun da bulunmaması hâlinde Türk hukuku uygulanır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2022/11035 E., 2023/3705 K. ile 2023/4849 E., 2024/3702 K. sayılı kararları, bu bağlama kuralının uygulamada nasıl işletildiğini göstermektedir. Özellikle eşlerin farklı vatandaşlıkta olduğu evliliklerde, ortak yaşama merkezinin bulunduğu yer hukuku belirleyici olmakta; ortak mutad mesken de yoksa Türk hukukuna dönülmektedir.

Bu noktada doktrinde “mutad mesken” kavramı üzerinde önemle durulmaktadır. Mutad mesken, sadece fiziki bulunma yeri değil; kişinin hayat ilişkilerinin yoğunlaştığı, sosyal ve ailevi bağlarının merkezleştiği yer olarak anlaşılmalıdır. Bu sebeple yurt dışında uzun süredir birlikte yaşayan eşler bakımından çoğu zaman ilgili yabancı ülke hukuku uygulanacaktır. Ancak uygulamada yabancı hukukun içeriğinin mahkemeye yeterince sunulamaması ya da kamu düzenine aykırılık gibi nedenlerle Türk hukuku daha görünür hâle gelebilmektedir.

Nafaka bakımından MÖHUK m. 19, nafaka alacaklısının mutad meskeni hukukunu yetkili kılmaktadır. Bu düzenleme, özellikle çocukların ve ekonomik olarak zayıf eşin korunması yönünden önemlidir. Doktrinde bunun “koruyucu bağlama kuralı” niteliğinde olduğu belirtilmektedir. Zira nafaka alacaklısının yaşam çevresine en yakın hukuk düzeninin uygulanması, alacaklının sosyal koşullarına daha uygun çözümler üretme potansiyeli taşır.

Mal rejimi bakımından ise evlenme anındaki bağlama noktaları önem taşır. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 2011/1321 E., 2011/6353 K. sayılı kararı, evlilik mallarına uygulanacak hukukun belirlenmesinde tarafların millî hukukları ve evlenme anındaki mutad meskenleri arasında değerlendirme yapılması gerektiğini göstermektedir. Doktrinde de, mal rejimi uyuşmazlıklarının boşanmadan bağımsız ayrı bir bağlama kuralına tabi olması nedeniyle uygulamada sıkça karıştırıldığı vurgulanmaktadır.

Sonuç olarak aile hukuku alanında yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının en büyük riski, “Türk hukuku her durumda uygulanır” şeklindeki yanlış varsayımdır. Oysa hangi hukukun uygulanacağı somut olayın vatandaşlık, mutad mesken, evlenme yeri ve kararın verildiği ülke gibi unsurlarına göre değişmektedir. Bu yüzden aile hukuku uyuşmazlıklarında dava stratejisi oluşturulurken önce uygulanacak hukuk titizlikle belirlenmelidir.

III. Yabancı Boşanma Kararlarının Türkiye’de Tanınması ve Tenfizi

Yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının uygulamada en sık karşılaştıkları sorunlardan biri de yabancı mahkemelerce verilen boşanma kararlarının Türkiye’de nasıl sonuç doğuracağıdır. Birçok kişi, yabancı ülkede alınan boşanma kararının kendiliğinden Türkiye’de de geçerli olduğunu düşünmektedir. Oysa hukuken durum böyle değildir. Yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de kesin hüküm ve kesin delil etkisi doğurabilmesi için kural olarak tanıma; icra kabiliyeti taşıyan hükümler bakımından ise tenfiz gerekir.

MÖHUK sistemi içinde tanıma ve tenfiz, yabancı ilamların Türk hukuk düzenine dahil edilmesinin araçlarıdır. Aile hukukunda özellikle boşanma kararı, velayet, nafaka ve kişisel ilişki düzenlemeleri bakımından bu kurumlar önem taşır. Eğer yabancı bir boşanma kararı Türkiye’de tanınmamışsa, nüfus kayıtları........

© Hukuki Haber