Doğu Akdeniz’de Deniz Yetki Alanları, Egemenlik Yetkisi ve Anayasal Çerçeve: Uluslararası Hukuk ve Türkiye’nin Haklı Tezleri Işığında Bir Analiz
Doğu Akdeniz, 21. yüzyılın en karmaşık jeopolitik ve hukuki satranç tahtalarından biri haline gelmiştir. Bu bölgedeki deniz yetki alanlarının sınırlandırılması sorunu, sadece hidrokarbon kaynaklarının paylaşımı değil, aynı zamanda devletlerin egemenlik haklarının ve kıta sahanlığı iddialarının çatıştığı bir egemenlik mücadelesidir. Türkiye Cumhuriyeti, en uzun kıyı şeridine sahip ülke olarak, uluslararası hukukun temel prensiplerine ve hakkaniyet ilkesine dayanan tezlerini kararlılıkla savunmaktadır.
Bu makale, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanlarına ilişkin hukuki argümanlarını; Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS) hükümleri (örf ve adet hukuku bağlamında), Uluslararası Adalet Divanı (UAD) içtihatları ve Türk Anayasa Hukuku'nun egemenlik anlayışı çerçevesinde detaylı bir şekilde incelemeyi ve Türkiye'nin pozisyonunun uluslararası hukuk nezdindeki meşruiyetini ortaya koymayı amaçlamaktadır.
I. Uluslararası Deniz Hukuku ve Türkiye’nin Temel Tezleri
Türkiye'nin Doğu Akdeniz politikasının temel dayanağı, deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasında "Eşit Uzaklık / Ortay Hat" (Equidistance / Median Line) yönteminin değil, "Hakkaniyet İlkesi"nin (Equity Principle) esas alınması gerektiğidir. Bu yaklaşım, uluslararası yargı kararlarıyla da desteklenmektedir.
A. Coğrafyanın Üstünlüğü ve Doğal Uzantı İlkesi
Uluslararası deniz hukukunun en temel prensibi, "kara denize hakimdir" (land dominates the sea) ilkesidir. Buna göre, deniz yetki alanları, kara ülkesinin denize doğru doğal uzantısıdır.
- Anadolu Yarımadası'nın Üstünlüğü:
Türkiye, Doğu Akdeniz'de en uzun kıyı şeridine (1577 km) sahip ülkedir. Uluslararası hukukta kıyı uzunluğu, deniz yetki alanlarının belirlenmesinde en önemli "ilgili durum" (relevant circumstance) olarak kabul edilir. Türkiye'nin tezi, Anadolu gibi devasa bir kara kütlesinin kıta sahanlığının, Meis gibi küçücük ve anakaradan kopuk adalar tarafından kesilemeyeceği yönündedir.
- Doğal Uzantı (Natural Prolongation):
1969 tarihli Kuzey Denizi Kıta Sahanlığı Davalarında UAD, kıta sahanlığının kara ülkesinin denizin altındaki doğal uzantısı olduğunu belirtmiştir. Türkiye, Doğu Akdeniz tabanının jeolojik ve jeomorfolojik yapısının Anadolu'nun doğal uzantısı olduğunu ve bu uzantının Mısır ile ortay hatta kadar devam ettiğini savunmaktadır.
B. Adaların Deniz Yetki Alanlarına Etkisi: "Kapatmama" (Non-Encroachment) İlkesi
Yunanistan ve GKRY'nin iddiaları, adaların (özellikle Meis, Rodos, Girit) anakaralarla tam etkiye sahip olduğu varsayımına dayanır. Ancak bu yaklaşım, uluslararası içtihatlarla çelişmektedir. Türkiye'nin savunduğu ve uluslararası mahkemelerin de benimsediği görüşe göre; ters tarafta kalan (wrong side), anakaradan uzak ve kıyı uzunluğu orantısız olan adalar, kıta sahanlığı ve MEB yaratamaz.
- İngiltere-Fransa Kanal Davası (1977):
Bu davada Hakem Mahkemesi, Fransa kıyılarına çok yakın olan İngiliz adalarının (Channel Islands) kıta sahanlığına sahip olamayacağına, bu adaların sadece 12 millik karasuları ile çevreleneceğine (enclave) hükmetmiştir. Bu karar, Türkiye kıyılarına sadece 2 km mesafedeki Meis Adası için emsal teşkil etmektedir. Meis Adası'nın Türkiye'nin 40.000 km²'lik deniz alanını gasp etmesi, hukuken ve hakkaniyetle bağdaşmaz.
- Romanya-Ukrayna (Yılan Adası) Davası (2009):
UAD,........
