menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tüzel Kişilerde Tebligat Usulü ve İhalenin Feshi Süreçlerine Yansımaları, Tebligat Hukukunda “Tanınmıyor” ve “Taşınmış” Şerhlerinin Yargısal İncelemesi

4 9
08.02.2026

Türk İcra ve Tebligat Hukuku’nda Şekli Gerekliliklerin Mülkiyet Hakkı Bağlamında İncelenmesi: Tüzel Kişilerde Tebligat Usulü ve İhalenin Feshi Süreçlerine Yansımaları, Tebligat Hukukunda “Tanınmıyor” ve “Taşınmış” Şerhlerinin Yargısal İncelemesi

“Tebligat, hukuki dinlenilme hakkının bedeni, adil yargılanmanın ise ruhudur. Onsuz, ne hak arama hürriyeti ne de adalet tam olarak tecelli edebilir.

”*“Bir tebligat mazbatasındaki tek bir kelime, bir takibin kaderini belirler.”

Giriş

Tebligat hukuku, sadece usul hukukunun teknik bir dalı değildir; aynı zamanda Anayasa ile güvence altına alınmış temel hak ve hürriyetlerin, özellikle de hukuki dinlenilme hakkı ve mülkiyet hakkının somut tezahürüdür. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun (HGK) yerleşik kararlarında vurgulandığı üzere, tebligat hem bir bilgilendirme hem de bir belgelendirme işlemidir.[1] Bu çift yönlü karakter, tebligatın geçerliliğini sıkı şekil şartlarına bağlar. Tebligat Kanunu (TK) ve ilgili yönetmelik hükümleri, emredici nitelikte olup, bu hükümlerin en ufak ayrıntılarına kadar uygulanması bir zorunluluktur.

İcra ve iflas işlerinde tebligatın önemi, takibin kesinleşmesinden malların paraya çevrilmesine kadar geçen her aşamada kendini hissettirir. Özellikle “adreste tanınmıyor” ve “adresten taşınmış” şerhleri ile iade edilen tebligatlar, icra iflas uygulamasında en sık karşılaşılan ve en çetrefilli hukuki sorunları doğuran konuların başında gelmektedir. Tüzel kişilere yapılan tebligatlarda, ticaret sicili adresinin hukuki niteliği, elektronik tebligatın (UETS) zorunluluğu ve bu işlemlerin ihalenin feshi sürecine etkileri, son yıllarda Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemelerinin (BAM) yoğun şekilde ele aldığı konulardır.

Bu makalede, icra iflas uygulamacısı perspektifinden, tebligat hukukunun bu temel sorunları, yalnızca güncel Yargıtay ve BAM kararları ışığında analiz edilecektir. Amaç, uygulamada karşılaşılan sorunlara çözüm önerileri sunarak, hukuki öngörülebilirliğe ve adil yargılanma ilkesine katkıda bulunmaktır.

İcra ve iflas hukuku uygulamasında, takibin sağlıklı bir şekilde ilerlemesinin önündeki en büyük engellerden ikisi, tebliğ memurunun “muhatap adreste tanınmıyor” ve “muhatap adresten taşınmış” şerhleri ile tebligatı iade etmesidir. Bu iki şerh, sıklıkla birbirine karıştırılsa da, hukuki sonuçları ve Yargıtay’ın bu konulardaki yaklaşımı açısından aralarında derin farklar bulunmaktadır. Bu mini makalede, yalnızca güncel Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) kararları ışığında, bu iki kritik şerhin hukuki niteliği, geçerliliği ve uygulamadaki yansımalarıda ayrıca incelenecektir.

[1] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2023/12-294, K. 2023/749.

Bölüm 1: Tebligat Hukuku’nun Anayasal ve Teorik Temelleri

Tebligat hukuku, sadece usul hukukunun teknik bir detayı olarak görülse de, aslında Anayasa ile güvence altına alınmış temel hak ve hürriyetlerin, özellikle de hukuki dinlenilme hakkının (Any. m. 36) ve adil yargılanma hakkının somut tezahürüdür. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun (HGK) yerleşik kararlarında vurgulandığı üzere, tebligat hem bir bilgilendirme hem de bir belgelendirme işlemidir.[1] Bu çift yönlü karakter, tebligatın geçerliliğini sıkı şekil şartlarına bağlar.

Tebligat Kanunu’nda düzenlenen tebligat usulü, emredici nitelikte olup, bu hükümlerin en ufak ayrıntılarına kadar uygulanması bir zorunluluktur. Şekli hukuk kurallarının bu katı disiplini, yargılamanın sıhhatini ve kişilerin haklarına müdahale içeren icra işlemlerinin meşruiyetini sağlar. İcra ve iflas işlerinde tebligatın önemi, takibin kesinleşmesinden malların paraya çevrilmesine kadar geçen her aşamada kendini hissettirir.

İcra İflas Kanunu’nun 21. ve 57. maddeleri, icra işlemlerinde TK hükümlerinin uygulanacağını düzenlemektedir. Bu bağlamda tebligat, hukuki bir işlemin muhatabın bilgisine sunulması için kanunda belirtilen usule uygun olarak yapılan yazılı bildirimdir. Yargıtay’ın istikrarlı görüşüne göre; usulüne uygun şekilde yapılmamış veya belgelendirilmemiş bir tebligat, memur tarafından yapılan yazılı açıklama ne kadar detaylı olursa olsun 'mücerret' kalmaya mahkûmdur ve hukuk tesis edilmiş sayılmaz [2]Bu ifadeyle Yargıtay şunu demek ister: Tebligat bir şekil akdi gibidir. Eğer Tebligat Kanunu'ndaki o katı şekil şartlarını (komşu imzası, kapıya yapıştırma şerhi, muhtar kaydı vb.) yerine getirmezseniz; tebliğ memuru oraya destan yazsa bile o yazı hukuken "soyut" (mücerret) bir beyan olarak kabul edilir .

[1] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2023/12-294, K. 2023/749. [2] Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, K. 2025/255.

Bölüm 2: Elektronik Tebligat (UETS) Sisteminin Zorunluluğu ve Sınırları

Modern hukuk sistemlerinin bir gereği olarak Türk hukukuna dahil edilen Elektronik Tebligat (UETS), özellikle tüzel kişiler bakımından bir zorunluluk haline gelmiştir. Tebligat Kanunu’nun 7/a maddesi uyarınca, anonim şirketler gibi tüm sermaye şirketlerine tebligatın elektronik yolla yapılması ayrıntılı bir zorunluluk haline gelmiştir.[1]

UETS’nin varlığı, fiziki tebligat usullerine göre bir öncelik arz eder. Ancak, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi’nin 2022/2908 E. sayılı kararında görüldüğü gibi, sistemin aktif ve erişilebilir olmaması veya borçlunun aktif bir UETS adresinin bulunmaması gibi “teknik imkansızlık” hallerinde, klasik tebligat yöntemlerinin (TK m. 10 ve devamı) devreye gireceği kabul edilmektedir.[2]

Adana BAM 10. HD’nin vurguladığı üzere, kredi sözleşmesinde farklı bir adres belirtilmiş olsa dahi, tebliğ tarihinde şirketin aktif bir elektronik posta adresinin bulunmadığını ortaya koyan PTT Elektronik Posta Daire Başkanlığı’ndan gelen veriler, teknik imkansızlık nedeniyle fiziki tebligat usulüne geçilmesini hukuka uygun bulmuştur.[3] Bu tespit, UETS zorunluluğunun “mutlak” bir kural olmadığını, sistemin fiilen işler ve erişilebilir olmasına bağlı bir “imkana bağlı” bir kural olduğunu göstermektedir.

Bu tespit, UETS zorunluluğunun “mutlak” bir kural olmadığını, sistemin fiilen işler ve erişilebilir olmasına bağlı bir “imkana bağlı” bir kural olduğunu göstermektedir. Tebliğ memurunun iradesi netleştirmek yerine dikdörtgen veya kare içine alarak yaptığı bu belirsiz işlemler, yargı denetiminde “geçersizlik veya usulsüzlük” yaptırımı ile karşılaşmaktadır.[4]

[1] Tebligat Kanunu m. 7/a. [2] Adana Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi, E. 2022/2908. [3] Adana Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi, E. 2022/2908. [4] Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, K. 2025/6989.

Bölüm 3: Tüzel Kişilerde TK m. 35/4 Uygulamasının Şartları ve Mekanizması

Tebligat Kanunu’nun 35. maddesi, adres değişikliğini bildirmeyen muhatapler için özel bir tebligat usulü öngörmüştür. Maddenin dördüncü fıkrası, tüzel kişiler bakımından ticaret sicilinde belirtilen adresleri, tebligata elverişli bir adres olarak kabul eder. Buna göre, tüzel kişiler bakımından resmi kayıtlardaki (ticaret sicili, tüzük, ana statü vb.) adresler esas alınır ve bu adrese daha önce hiç tebligat yapılmamış olsa dahi, 35. madde hükümleri uygulanabilir.[1]

Tebligat Kanunu’nun 35. maddesi uyarınca (kapıya asma usulü) tebligat yapılabilmesi için, öncelikle o adrese çıkarılan normal tebligatın “bila tebliğ” (tebliğ edilemeden) iade edilmiş olması zorunludur. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatlarına göre, bu iade şerinin muhatabın adreste bulunmadığını (kapalı olduğunu veya taşınmış olduğunu) net bir şekilde tespit etmesi gerekir. Ancak uygulamada en sık rastlanan ve hukuki sorunları doğuran şerh, “muhatap tanınmıyor” şerhidir.[2]

Tüzel kişilerin adresleri, sicil ve kuruluş senedi gibi resmi kayıtlarda yer aldığı için “meçhul” sayılamaz. Bu durum, tüzel kişiler bakımından resmi kayıttaki adres “bilinen en son adres” olarak kabul edilir. Adana BAM 10. HD’nin vurguladığı üzere, kredi sözleşmesinde farklı bir adres belirtilmiş olsa dahi, ticaret sicilinde kayıtlı olan adres “bilinen en son adres” olarak kabul edilir ve şirket, adres değişikliğini sicile tescil ve ilan ettirmediği sürece, sicil adresine yapılacak tebligatların sonuçlarına katlanmak zorundadır.[3]

[1] Tebligat Kanunu m. 35/4. [2] Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, K. 2025/255. [3] Adana Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi, E. 2022/2908.

Bölüm 4: “Tanınmıyor” Şerhi: Hukuki Niteliği, Usulsüzlüğü ve Yargıtay İçtihadı

İcra takibinin sağlıklı bir şekilde ilerlemesinin önündeki en büyük engellerden biri, tebliğ memurunun “muhatap adreste tanınmıyor” şerhi ile tebligatı iade etmesidir. Bu şerh, uygulamada çoğu zaman tebliğ memurunun yeterli bir araştırma yapmadan, sadece kapıyı çaldığında muhatabı bulamaması veya komşuların muhatabı tanımadıklarını beyan etmesi gibi yüzeysel tespitlere dayanarak oluşturduğu maktu bir beyandır. Ancak bu basit şerhin hukuki sonuçları oldukça derindir.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 2025/255 K. sayılı kararında, bu soruna dikkat çekmiştir. Kararda, ticaret sicil adresine gönderilen tebligatın “tanınmıyor” şerhiyle iade edildiği, ancak bu tebliğ işlemi dikkate alınarak TK m. 35’e göre tebligat yapıldığı bir olay incelenmiştir. Yüksek Mahkeme, bu durumda yapılan TK m. 35 tebligatının usulsüz olduğuna hükmetmiştir. Daire’nin gerekçesi son derece önemlidir: Bir adrese çıkarılan normal tebligatın, adresin kapalı olması veya muhatabın adresten taşınmış olması gibi geçerli bir nedenle iade edilmeden, doğrudan “tanınmıyor” şerhi ile iade edilmesi, TK m. 35’e göre tebligat yapılmasının ön koşulu olan “usulüne uygun olarak tebliğ edilememe” halini oluşturmaz.[1]

Bu içtihat,........

© Hukuki Haber