menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sessiz ortaktan görünmez labirente

2 0
previous day

Modern dünya, bize özgürlük vadederken irademizi de ince iplerle kendine bağlıyor. Bugün artık kararlarımızı tek başımıza aldığımızı sanmak, sadece tatlı bir yanılsama. Geçen hafta üzerinde konuştuğumuz cüzdanımıza sızan “sessiz ortak”, çağdaş yaşamın getirdiği dijital bir illüzyon. Telefon ekranının arkasına gizlenen bu ortak, biz fark etmeden kararlarımızı şekillendiriyor. Kendi kazandığı parayı özgürce harcadığını zanneden kadının cüzdanına sızıyor.

Beynimizin hızlı ve mantıksız çalışan duygusal ve sezgisel düşünme mekanizmasını ele geçiriyor. Bizi anlık bildirimler ve kişiselleştirilmiş reklamlarla avlarken rasyonel düşünme yetimizi, yani yavaş, mantıksal, bilinçli ve çaba gerektiren düşünme şeklini tamamen devre dışı bırakıyor.

Peki, telefonu çantamıza koyup alışveriş merkezine (AVM) girdiğimizde özgürlüğümüze kavuşuyor muyuz? Maalesef hayır. Cüzdandaki o sessiz ortak, biz ekranı kapattığımızda yok olmuyor sadece biçim değiştiriyor. Algoritmaların telefon ekranında açtığı o dipsiz kaydırma tünelleri, fiziksel dünyada karşımıza beton koridorlar, yürüyen merdivenler ve sonsuz ürün rafları olarak çıkıyor. Çevrimiçi alışverişte bizi sepete yönlendiren görünmez el, gerçek dünyada bizi bir labirentin içine bırakıyor.

Aslında AVM’ler insanların sosyalleşmesi için tasarlanmıştı. Ancak sistem bunu bir ‘tüketim labirenti’ haline getirdi. Hikaye çok ironik.

Modern AVM’lerin mucidi ve "AVM'lerin babası" olarak nitelenen Gruen, vizyoner bir mimar ve şehir planlamacısıydı. 1903 yılında Viyana'da doğmuş, 1938'de Nazi işgalinden kaçarak cebinde sadece 8 dolar ve hiç İngilizce bilmeden ABD'ye göç etmişti. Amerika'daki banliyö yaşamını kökten değiştiren projelere imza atmıştı. Gruen aslında banliyöleri yok etmenin aksine, Amerikan banliyölerindeki ruhsuz ve dağınık yerleşime bir "kalp" (merkez) kazandırmak istiyordu. Viyana'daki gibi insanların yürüyerek sosyalleşebileceği, içinde kütüphane, kreş, park ve doktor muayenehaneleri olan komünite merkezleri hayal etmişti. Ancak geliştiriciler sadece kâr getiren ‘alışveriş’ kısmını aldılar. Etrafını da kilometrelerce uzanan devasa otoparklarla sardılar. Bu durum banliyöleri kurtarmak yerine, otomobil bağımlılığını ve........

© HTHayat