OMÜ'de Hastaya Kefil Dönemi..
Çok eskilerde 1980'li 90'lı yıllarda hastanelerde 'tedavi borcu' nedeniyle rehin kalma işleri vardı.
Parayı ödemeden çıkamazdın.
Hatta paran yoksa tedavi de olamazdın.
Düşüp kolunu kıran işçinin hastanede tedavi edilmediğini geri döndürüldüğünü yaşamışlığımız vardır.
Çünkü o zamanlar gelirin çok düşük olsa da veya hiç gelirin olmasa da geliri yetersiz olanlara verilen ‘yeşilkart’ yoktu ve devlet senin sağlık primini karşılamıyordu.
Yani; ya para bulacaksın, ya da kefil.
Yoksa tedavi olamazdın.
O dönemlerde Milliyet'te muhabirlik yaparken, hastaneden borcu olduğu için çocuğu ile birlikte rehin tutulan, salınmayan bir annenin merdivenle camdan kaçmasına yardımcı olduğum da vardır.
Hatta Devlet Hastanesi'nin efsane başhekimi rahmetli Opr.Dr.Erol Uysal, beni kaçırma işlemini yaparken görmüş, 'Doğrusunu yapıyor, biz salsak alışkanlık olur' diyerek, beni odasına çaya davet etmişti.
O zaman böyle yöneticiler, böyle yüreği insan sevgisiyle dolu babacan kişiler makamlarda çoğunluktaydı.
KEFİLE BORCU ÖDE YAZISI
KEFİLE BORCU ÖDE YAZISI
Liyakat çok ön plandaydı.
Sonrasında yeşilkart çıktı, 2000'li yılların başlarında ise prim ödeyecek kadar geliri olmayanların yerine Genel Sağlık Sigortası (GSS) kapsamında primleri devlet ödemeye başladı ve hastanelerde rehin işi bitti.
Kefil işleri de o karanlık tarihin derin sayfalarına gömüldü.
Hatta öyle bir gömüldü ki hastalar taburcu olurken 'borcunu öde, malzeme farkı var gibi' baskı kuranlar hakkında soruşturmalar açıldı, görevden almalar yaşandı.
Sezar’ın hakkı Sezar’a... Özellikle AK Parti iktidarı döneminde bu işler sağlık açısından resmen kapandı, vatandaş sağlık hizmetine rahatlıkla kavuşur oldu!..
Parası olan zaten özele gidiyor ama devlet hastaneleri kazanç kapısı olmaktan çıktı, vatandaşa sağlık kapıları açıldı!
Yani rehin ve kefil dönemi de geçmişte kaldı!..
GSS borcu olana veri alınamıyor
GSS borcu olana veri alınamıyor
Prim borcu var diye kimse mağdur edilmeyecekti.
Herkes, hepimiz öyle biliyorduk değil mi?..
Üstelik 7 Ocak 2026’da Resmî Gazete’de yayınlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile prim borcu olanlar bile yıl sonuna kadar tedavi görebilecek, denilmişken.
Yani bir bakıma Cumhurbaşkanı Erdoğan da 'sorunu görmüş ve tedbir almıştı'; O da öyle biliyordu; vatandaşımız sağlık hizmetini 'rahatlıkla alabiliyor' kefil, para işleri bitti diye.
İşin gerçek ve resmi kısmı olması gerektiği gibi böyle.
Peki uygulamada öyle mi?
OMÜ Tıp Fakültesi'nde GSS prim borcu olanlar için sayfa açmaması, nasıl oluyor mesela?.. (Ekran fotoğrafı var)
OMÜ yönetiminin erteleme kararından mı haberi yok, yoksa uygulamaya mı geçirmiyor?
Hastanede borcu olanlar için kefil alındığını evrak üzerinde görmesem inanmazdım. (Belgenin fotoğrafı var)
GSS prim borcu var diye işlem yapılmaması, prim borcu olan esnafa sayfanın açılmaması ve para talep edilmesi kabul edilebilir mi?
Kesinlikle konunun incelenmesinin öncelenmesini istiyorum. Çünkü şikayetler öyle arttı ki inanılır gibi değil.
Son günlerde Samsun’da çok sık gündeme gelen, OMÜ Tıp Fakültesi'nin hastalara alacak yazısı göndermesi ve altında avukat ücreti, icra masrafları gibi sözler yazılması çok rahatsız ediciydi.
Fakat yönetim bunun üstüne koymaya başladı.
'icra yaparız ha' uyarısı yetmezmiş gibi, öyle bir kelime gördüm ki yazılarda; 30 yıl öncesine döndüm resmen.
Evet OMÜ Tıp Fakültesi Merkez Müdürü (Başhekim) Prof.Dr.Ünsal Özgen imzalı, hastanın kefiline gönderilmiş bir yazı.
Kefil'e ithafen yazılmış, hastanın adı da var ve hastasının ödemesini yapmak için 'kefil alınmış' vatandaş.
Yani OMÜ Tıp Fakültesi'nde kefil resmen ‘80'li 90'lı yıllardan’ hortlamış geri gelmiş.
Yani kefil olmasa yakını hasta salınmayacak mıydı?
Ya da tedavisi mi yapılmayacaktı?
Neden kefil olma/alma zorunluluğu oldu, açıklayabilir misiniz?
Neye göre, hangi kanuna göre?
Vekalet ücreti, yasal faiz, icra masrafı gibi 'zorlayıcı, baskıcı' yazılar inanın bana o geçmiş çağ dışı dönemleri hatırlattı.
Hem de Samsun’un göz bebeği OMÜ Tıp Fakültesi’nde.
OMÜ hastanesinde, tedavisi tamamlanan hastalara sonradan borç çıkarılması ise adeta alışkanlık haline geldi.
Yazımı yazarken de yine mesaj ve kendilerine gelen 'borcunu öde' yazısından bir örnek gönderdi X'den bir vatandaş. Şimdi soruyorum; “Parası olmayanın tedavisini devlet karşılamıyor mu?”
Ne yapmaya çalışıyorsunuz?
Bu uygulama bizi adeta 90’lı yılların “hastanede rehin hasta” skandallarına götürdüğünü fark edemiyor musunuz?
Hem de mevzuata göre, Türkiye’de herkes genel sağlık sigortası (GSS) kapsamındayken.
*Geliri brüt asgari ücretin üçte birinin altında olan vatandaşların primleri devlet tarafından karşılanıyor.*Yani hiçbir ücret ödemeden sağlık hizmeti alabilir.*Kaldı ki kimse de bu çağda parası yok diye kapıdan çevrilemez.
Siz ne yapıyorsunuz, nasıl bir uygulamanız var OMÜ?
Rektör Prof. Dr. Fatma Aydın, Hong Kong'dan döndü mü bilmiyorum ama;
Bilgisi var mı bu konulardan, yazılardan, kefil işlerinden, prim borcu var diye açılmayan sayfalardan, sormak isterim.
'Üstelik 7 Ocak 2026’da Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile prim borcu olanlar bile yıl sonuna kadar tedavi görebilecek' hatırlatmasını yineliyorum.'
Belki görmemişsinizdir, okumamışsınızdır diyerek.
Vatandaşa giden evrakları, açılmayan sayfaların görüntülerini de yazımın içine bırakıyorum.
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Prim borcu olanlara sağlık hizmeti verilecek
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Prim borcu olanlara sağlık hizmeti verilecek
Ve size hatırlatıyorum;
Şu an Türkiye’de hiç kimsenin sırf parası yok diye hastane kapısından geri çevrilmesi hukuken mümkün değil.
Borcu var diye "sayfa açılmıyor" demeye kimsenin hakkı yok.
Parası olmayan için kefil yok.
Peki, OMÜ’de yaşananlar ne?
Mazeretleri ne acaba, ya da açıklamaları.
Sağlık kuruluşları, mevzuat değişikliklerini anlık takip etmek ve hastaları mağdur etmemekle yükümlü olduğu gibi, OMÜ yönetiminin şunu da iyi bilmesi gerekir.
Kefil uygulaması özel hastanelerde olabilir belki.
Ancak OMÜ bir devlet üniversitesi hastanesi.
Devlet hastanesinde kefil uygulaması, sosyal devlet ilkesiyle, hukuken taban tabana zıt.
Yaşananlar karşısında yetkililere sesleniyorum:
OMÜ Rektörlüğü, Sağlık Bakanlığı ve SGK bir açıklama yapmalı.
Samsun Valisi Orhan Tavlı, Cumhurbaşkanı'nın ilde birinci derecede temsilcisi olarak konuya el atmalı.
AK Parti milletvekilleri ve İl Başkanı Mehmet Köse de parti programları açısından konunun takipçisi olmalı.
Eğer böyle bir uygulama süreklilik haline gelmişse derhal durdurulmalı.
Mağdur olan hastaların kayıtları incelenerek varsa haksız tahsilatlar iade edilmeli.
Malzeme farkı, yatak ücreti gibi bahanelerle oluşturulan borçlar silinmeli.
Kimse parası yok diye tedaviden mahrum bırakılamaz.
Bu millet, geçmişte “yeşil kart” kuyruklarında, hastane koridorlarında yaşanan onca dramı unutmadı.
Aynı acıları yeniden yaşatmaya kimsenin hakkı yok.
Buna ne kamu vicdanı, ne de milletinin haklarını önceleyen yöneticiler, siyasiler kabul edemez, etmemeli.
O nedenle OMÜ yetkilileri başta Rektör Aydın ve vatandaşlara, kefiline 'icra ve ödeme hatırlatması yapan' Başhekim Özgen'in bu uygulamaları durdurmasını bekliyorum.
Ayrıca bu konuyla ilgili açıklamalarını bekliyorum.
Ve bu kentin yetkilileri ve siyasilerini göreve davet ediyorum.
