Alevi örgütleri neden toplumdan koptular?
Gazeteci dostum Musa Ağacık, 7 Mart’ta Maçka Demokrasi Parkı’ndan Suriye Başkonsolosluğu’na uzanan o kısa lakin anlam yükü ağır yürüyüşü kaleme aldığında, aslında sadece bir protestoyu haberleştirmiyordu. O, modern zaman Alevi örgütlülüğünün ve Türkiye’deki sol-demokratik muhalefetin içine düştüğü "şekilcilik" ve "hafıza kaybı" krizinin röntgenini çekiyordu. Suriye’de katil Colani ve HTŞ çetelerinin gerçekleştirdiği Alevi soykırımına karşı yükseltilen sesin cılızlığı, sadece bir sayısal azlıktan ziyade, bir zihniyet parçalanmasının dışavurumuydu.
Bir toplumu ulus, bir inancı Yol, bir kurumu ise "çekim merkezi" kılan yegane unsur, biriktirdiği hafızadır. Alevilik, yüzyıllar boyunca "SIR" içinde saklanarak, sözlü gelenekle (yazılı kaynakları yakılıp, yok edildiği için) bugüne taşınmış bir deryadır. Ancak modernleşme ve kente göçle birlikte bu sözlü gelenek, "kurumsal kimlik" potasında erimeye yüz tuttu. Bugün "Alevi Kurumuyum" diye ortaya çıkan dernek ve vakıfların en büyük günahı asıl olarak dünü bugüne, bugünü yarına bağlayacak bir bellekten, bir arşiv bilincinden yoksun olmalarıdır.
Arşivi olmayan bir kurumun hafızası, o günkü yöneticinin ömrü kadardır. Hafızası olmayan bir toplumun ise geleceği, başkalarının kalemine terk edilmiş demektir.
HAFIZA YİTİKLİĞİNİN ANATOMİSİ: NEDEN UNUTTUK?
Alevi kuruluşlarındaki hafıza kaybı rastlantısal olmaktan ziyade bir savrulmadır. Köydeki Ocak sistemi örgütlenmesinden şehirdeki dernek sistemine geçişte, "Dede-Talip" ilişkisinin yerini "Başkan-Üye" ilişkisi aldı.
Sözlü tarihin kaydı yapılamadı dersek haksızlık yaparız, yapılsa da bu birkaç duyarlı kişinin bireysel ilgisinden kaynaklanıyordu. Köylerdeki son "Bilge Çınarlar", "Dağların Filozofları" olan zakirler, aşıklar, sadıklar ve "Marifet ehli İnsan-ı Kamil" olan Pir, Mürşid, Rehberler birer birer göçüp giderken, onların taşıdığı binlerce yıllık bilgi hazinesi kayıt altına alınamadı. Bugün birçok Cemevi yöneticisi, kendi bölgesindeki katliamların, haksızlıkların, provokasyonların tanıklarını bile dinlemeden, taşıdıkları hafızayı kayıt altına almadan onlar toprağa sırlandı.
Alevi demokratik kitle örgütleri, Cemevi yöneticileri gündelik siyasetin "arka bahçesi" olma yarışına girerek, evrensel Alevi ilkelerini, değerlerini ve tarihsel sürekliliğini unuttular. Musa Ağacık’ın eleştirdiği "flama sevdası", işte tam da bu içeriksizleşmenin, yani hafıza yerine şekilciliği koymanın bir sonucu...
Toplumsal kopuşun bedeli ağır yükümlülükler içeriyor.
Bir kurumun arşivi yoksa o kurumun kurumsal aklı da yoktur. Arşivsizlik, Alevi toplumunda üç büyük kopuşa neden oldu.
Genç kuşak, "Neden Aleviyim?" sorusuna kuruluşlardan tatmin edici, belgelere dayalı bir cevap alamıyor. Tarihsel dokümanlar, eski yayınlar, mahkeme kayıtları veya saha araştırmaları sunamayan kuruluşlar, gençleri dijital dünyanın dezenformasyonuna terk ediyor. Arşivi olmayan bir Cemevi ya da dernek-vakıf, genç için sadece bir "taziye evi"dir.
Suriye’de yaşanan soykırım veya Türkiye’deki hak ihlalleri karşısında belge sunamayan, rapor hazırlayamayan kuruluşlar, uluslararası arenada ciddiye alınmıyor. Musa Ağacık’ın Maçka Demokrasi Parkı’nda gördüğü o 2000 polis, aslında karşılarında örgütlü bir akıl yerine dağınık bir öfke gördüğü için o kadar rahat hareket ediyor. Arşiv, savunmanın en güçlü silahıdır.
Hafıza boşluk kabul etmiyor. Kendi tarihini arşivlemeyen toplumun tarihini, ona düşman olanlar, onu yok etmek isteyenler yazar. Bugün Aleviliğin "iğdiş" operasyonları arşiv ve belge yoksunluğu zemininde yükseliyor. Sol-Sosyalist geçinen Sünni misyonerler tarafından kaleme alınan "Alisiz Alevilik", "İslam dışı Alevilik" gibi deli saçması tezler, ‘Aleviliğin içini boşaltma’ operasyonudur.
Alevi kuruluşları "tabela derneği" olmaktan çıkıp, hafızayı yeniden inşa eden "hafıza merkezleri"ne dönüşmek........
