menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir dava ve hizmet kadını Vahide Abla!...

10 0
03.06.2026

Hayat bazen insana birbirine zıt gibi görünen duyguları aynı zaman diliminde yaşatarak faniliğin ve hikmetin derinliğini hatırlatıyor. Biz de Vahide Ablamızın vefatından hemen önce böyle bir tecrübeye şahit olduk. Kurban Bayramı’nın dördüncü günü akşamı torunumuzun dünyaya gelişiyle büyük bir sevinç yaşamış, yeni bir hayatın ilk nefesine tanıklık etmiştik. Henüz bu mutluluğun heyecanı yüreğimizde tazeyken, ertesi sabah saat sekiz buçukta Vahide Ablamızın vefat haberini aldık.

Bir gün içinde hayatın iki büyük hakikatiyle karşılaşmıştık. Bir tarafta doğumun sevinci, diğer tarafta ölümün hüznü vardı. Bir tarafta dünyaya gözlerini açan bir yavru, diğer tarafta Rabbine kavuşan bir mümine… Hayatın başlangıcıyla sonunu, kavuşmayla vedayı adeta peş peşe yaşamış olduk.

Belki de Rabbimiz bize fıtratın ve sünnetullahın değişmeyen hakikatlerinden birini yeniden gösteriyordu. Doğum nasıl yeni bir başlangıcın ve ilahî rahmetin müjdesiyse, ölüm de dünyanın geçiciliğini ve ahiret yurdunun hakikatini hatırlatan bir çağrıydı. Sevinç de hüzün de aynı Rabbin takdiri içinde anlam kazanır. Bizler de bu iki duyguyu art arda yaşayarak hayatın ne kadar ince dengeler üzerine kurulduğunu bir kez daha hissettik.

Böyle zamanlarda insan, geride kalan izlerin ve gönüllerde yaşayan hatıraların kıymetini daha derinden fark ediyor. Vahide Abla da mü’mine olma sevdalısı bir yürekle ardında bıraktığı güzelliklerle, dokunduğu hayatlarla ve gönüllerde yer eden samimiyetiyle hatırlanacak insanlardan biriydi.

Çünkü bazı insanlar vardır; yaşadıkları ev sadece dört duvardan ibaret değildir. Kapısından giren herkes kendisini misafir değil, ev sahibi gibi hisseder. Sofraları sadece yemekle değil, muhabbetle, samimiyetle ve dua ile dolar. Vahide Abla işte böyle insanlardan biriydi.

Kendisiyle ilk tanışmamız 2004 yılında olmuştu. Batman’a gelmiş, evlerinde misafir olmuştuk. İşte orada daha ilk andan itibaren o evin sıradan bir ev olmadığını hissetmiştim. Adeta ümmetin evi gibiydi. Geleni gideni eksik olmazdı. Bir köşesinde başka bir şehirden gelen yolcular dinlenir, diğer köşesinde misafirler ağırlanırdı. O ev, insana sahabe dönemindeki o bereketli haneleri hatırlatıyordu; kapıları da gönülleri de Allah yolunda yürüyen herkese sonuna kadar açıktı. Kim gelirse gelsin kendisini yabancı değil, o ailenin bir ferdi gibi hissederdi.

O evde geçirilen birkaç gün boyunca şunu açıkça görmüştük ki, orası sadece insanların gelip konakladığı bir yer değildi. Vahide Abla’nın ve evlatlarının emeğiyle kurulan sofralarda nice misafirlerin karnı doyuyor, fakat asıl önemlisi gönüller de doyuyordu. O sofralarda sadece yemek ikram edilmez; muhabbet paylaşılır, kardeşlik pekişir, dualar edilir ve insanların yorgunlukları giderilirdi. Eve gelen herkes, maddi bir ikramdan çok daha fazlasıyla karşılaşırdı.

O ziyarette bir sabah namazı sonrası yaşadığım bir hatıra, yıllar geçmesine rağmen hâlâ zihnimde ilk günkü canlılığıyla duruyor. Sabah namazına kalkmıştım. Evin içinde yayılan sıcacık bir gözleme kokusu vardı. Saçın başında Vahide Abla gözleme yapıyordu. O an sadece bir yemek kokusu değildi hissettiğim. Bir anne........

© Haksöz