menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hurmadan havyara, deve sütünden şaraba!

30 0
27.03.2026

Tarihler 1969 yılının 21 Ağustos gününü gösterirken Avustralya asıllı bir Siyonist olan Michael Dennis Rohan, Mescid-i Aksa’yı kundaklamıştı. Bu gözü dönmüş fanatik, Aksa içerisindeki Kıble Mescidi’ni ateşe vermiş, çıkan yangında Nureddin Zengi’nin, “haçlı işgali bittiğinde Mescid-i Aksa’ya konması için yaptırdığı” ve Selehaddin Eyyübi’nin Kudüs’ü fethettikten sonra Kıble Mescidi’ne yerleştirdiği ahşap minberde yanmıştı. Bu elim olay sonrası kalbi Mescid-i Aksa için çarpan bir Kral, Müslümanlara şu çağrıyı yapıyordu:

“Kardeşlerim neyi bekliyoruz, ‘uluslararası vicdan’ denen şeyi mi? Aksa bizi yardıma çağırıyor. Neden korkuyoruz, ölümden mi? Allah yolunda ölmekten daha güzel ve izzetli bir ölüm var mı? Kardeşlerim bizler bir dirilişi arzuluyoruz, onun adı İslam. Ne ayrılıkçı kavmiyetçi, ne de mezhepçi bir diriliş. Allah yolunda bir davanın dirilişi! Rabbime, dinimizin ve imanımızın izzetini yücelten, mukaddes beldemizi koruyan ve beni yolunda şehit olanlardan kılması için yalvarıyorum… Bana Aksa uğrunda cihadı nasip etmeyecek, onun hürriyetini göstermeyecekse bir an dahi yaşamama müsaade etmesin.”

Bu sözlerin sahibi, ettiği duanın gereğince şahitlik yapıp, şehitlerden olarak Rabbine ulaşan bir Kral... Bugün emperyalistlerle işbirlikçiliği tescillenmiş, Gazze yanarken festivaller düzenleyebilecek kadar alçaklaşmış, dünyeviliği gökdelenlerden taşmış bir hanedanın atası olsa da, “şerefini develerinin sırtında” değil Rabbine kulluğunda arayan bir Kral…

I.Dünya savaşından galip çıkan İngilizler “verimsiz çöl topraklarını” Arap kabilelere bırakırken çölün altında yatandan haberdar değillerdi. 1938 yılında Suudi Krallığı topraklarının, dünyanın en büyük petrol kaynaklarından birine sahip olduğu keşfedilince, uzun yıllar süren savaşlar nedeniyle fakir olan krallık zenginleşmeye başladı.

Abdulaziz Al-i Suud, Şerif Hüseyin ile girdiği mücadeleyi kazanmış ve Hicaz topraklarında egemenliğini ilan ederek, 1932 yılında Suudi Arabistan Krallığı’nı kurmuştu. Suud, topraklarında bulunan zenginliğin çıkarılması için ise Şerif Hüseyin’i destekleyen İngiltere’yle değil ABD ile anlaşmıştı.

Bu anlaşma sonrası giderek güçlenen Suudi-Amerika ilişkileri, 1945 yılında Süveyş Kanalı üzerinde demirlemiş bir destroyerde bir araya gelen, ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt ile Kral Abdülaziz’in görüşmesi sonrası yeni bir boyut kazanmıştı.

Roosevelt Kral’a, petrolü ABD şirketlerine çıkarttığı için teşekkür ederken, Kral Abdülaziz Başkan’dan bir talepte bulunmuştu: “Filistin’de Yahudi nüfusu giderek artıyor, bu durum Filistin’de muhtemel bir Yahudi devletinin kurulma riskini doğuruyor. Göçün durdurulmasını ve bu devlete izin verilmemesini istiyorum” demişti. Karşılıklı samimiyet ve güven ortamında geçen bu görüşmede Roosevelt bu isteği kabul etmiş, karşılığında petrolün Suudi hanedanlığı tarafından uluslararası siyasette bir silah olarak kullanılmamasını istemişti.

Ne tuhaftır ki Roosevelt, görüşmeden 2 ay sonra baş ağrısı şikâyetiyle rahatsızlandı ve beklenmedik şekilde hayatını kaybetti. Eşi Eleanor Roosevelt kocasının cesedine otopsi........

© Haksöz