Bir lokma bir hırkaya mı, besili̇ atlara mı talip olunmalı?
“Allah’ın, beldeler halkından Resul’üne verdiği feyler; aranızda zenginliğe neden olan, elden ele dolaşan bir zenginlik olmasın diye; Allah, Resul, yakınlık sahipleri, yetimler, miskinler ve yol oğlu içindir. Resul size ne verdiyse onu alın. Sizi neden alıkoyduysa ondan vazgeçin. Allah’a karşı takva sahibi olun. Kuşkusuz Allah, Cezalandırması Çok Şiddetli Olan’dır.” (Haşr 59/7)
“Allah’ın, beldeler halkından Resul’üne verdiği feyler; aranızda zenginliğe neden olan, elden ele dolaşan bir zenginlik olmasın diye; Allah, Resul, yakınlık sahipleri, yetimler, miskinler ve yol oğlu içindir. Resul size ne verdiyse onu alın. Sizi neden alıkoyduysa ondan vazgeçin. Allah’a karşı takva sahibi olun. Kuşkusuz Allah, Cezalandırması Çok Şiddetli Olan’dır.” (Haşr 59/7)
Kur’an’da kıssası geçen her bir resul ya da kişiliğin, Müslümanlar için muhakkak öne çıkan bir ya da birden fazla örnekliğinin yanında, olumsuz profillerin de ibretliği söz konusudur. Kur’an, bunları müşriklerin deyimiyle “esâtîrü’l-evvelîn” olsun diye değil; her bir Müslüman, kendi hayat yolculuğunda ya bürüneceği bir kimlik ya da imtihan sebebi olabilecek karşıt bir kişiliğin geçmiş yansımaları olan yaşanmışlıkları bilsin ve ona göre bir duruş ortaya koysun diye aktarır.
Âdemoğlu ya canı ya malı, makamı veyahut yekdiğeri ile imtihan olunur. Şüphesiz en zor imtihan kalemlerinden biri dünya malıdır ve buna karşın Müslümanın müteyakkız olması gerektiği noktasında Kur’an, daima bir itidal hâlinin kuşanılmasını önerir.
Mal veya servet ile ilgili ayetlerde bir cihetiyle insanı Tekâsür’e karşı uyaran Rabbimiz, öte yanda olması gerekenin, ahiret yurdunun yanında dünya nimetlerinin de talibi olmakla ancak vasat olunabileceği mesajını öne çıkarır. Örneğin:
“Rabbimiz! Bize dünyada iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru.” (Bakara 2/201)
“De ki: Allah’ın kulları için çıkardığı ziyneti ve temiz rızıkları kim haram kılmış? De ki: Bunlar dünya hayatında iman edenler içindir; kıyamet gününde ise yalnızca onlaradır. İşte bilen bir topluluk için ayetleri böyle açıklıyoruz.” (A‘râf 7/32)
Bu ve benzeri ayetlerde, rızkı vereni unutmayanların, servetin yönetim ahlakına sahip olmuş ve nimetin şükrünü eda edenlerin de ancak onlar olabileceği mesajı öne çıkar.
Kur’an, Müslümanı ahirete kıyasla aşağıda olan dünyalıklara tamah etmekten sakındırırken, aynı zamanda dünyayı imar ile görevlendirildiğini ve bu uğurda çaba, azim ve gayret içinde olması gerektiği noktasında da teşvik eder.
Bu durum parçacı bir okumayla paradoks gibi görünse de bütünsel bir gözle ele alınınca muhteşem bir tutarlılık barındırdığı anlaşılır. Tabiri caizse insana bir rot-balans ayarı veriliyor; dengeli bir duruş ile dünya merkezlilikten imtina edilmesi gerektiği ve yaygın anlayışın aksine, ahiret odaklı yaşamın dünyadan el etek çekerek değil, uhrevi kurtuluşun da yine bu dünyada yapıp edilenlere bağlı olduğu gerçeğini net bir şekilde ortaya koyar.
Allah’tan bağımsız bir alan olmadığına iman etmek, sadece teoriye indirgendiğinde hiçbir kıymet ifade etmez; zira pratiğe yansımayan iman, sadece ameli nakıslaştırmaz, zihni ve inancı da felce uğratır.
Bu sebeple, her bir işinde Allah’ın razı olup olmadığını gözetmek, imanın ve İslam’ın gereğidir. Elbette bu alanlardan biri ve belki de en fazla temkinli olunması gereken alan, mal mülk ile oluşan alandır.
Zaman zaman gündeme gelen Müslümanlara ait yapı, kurum, cemaat ve tarikatların mal varlıkları meselesi, son günlerde Süleymancılar ve Furkan Vakfı’na yapılan operasyonlarla yeniden tartışılır oldu.
Peki, Müslümanlar şahıs veya cemaat bazında dünya malı ile nasıl bir ilişki kurmalıdır?
Sekülerlerin istediği, bir lokma bir hırkaya razı olan, vur ensesine, al lokmasını, her şeye eyvallah........
