menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Dayatma değil ıslah: Şam’ın yarınını inşa etmek

22 0
01.06.2026

Suriye söz konusu olduğunda çoğu zaman hakikatler yerini ideolojik kalıplara ve komplo teorilerine bırakıyor. Bir taraf Müslümanları karalamak için her türlü iftira ve hakareti meşru görüp kendi sığ kalıplarını ümmete dayatırken diğer taraf da sloganik lakırdılarla hakikatleri anlamadan savunma arayışına girişiyor. Bütün bu hezeyanlar hakikatlerin üstünü örterken Suriye devriminin anlaşılmasının önünü tıkayan birer takoz haline geliyor. Suriye devrimini ve Müslümanları karalamak için elinden gelen her şeyi yapanlara diyecek sözümüz yok, onlar bu vebal ile verecekleri hesabı düşünedursun. Ancak asıl sorun risalet stratejisinin bir gereği olan tedriciliği anlamayıp uluslararası düzenin gerekliliklerini savunma arayışı içerisine giren ve Şam ehlinin sağlam teorik zemine dayanan pratiklerini bu teville açıklama girişiminde bulunanlardadır. Şer’i kaidelerin katı gerekliliklerinin uygulanmıyor oluşunu uluslararası düzene bağlayanlar, hakikatten şer’i usulü anlamadan yorum yapan ve verilen mücadeleye zarar verenlerdir. 100 yılı aşkın bir süredir nebevi usuldan uzak kalmış çevrelerin bunu anlamamasını makul zeminde karşılayabiliriz; ancak bunu anlamadıkları gerekçesi ile pragmatist birtakım tevilleri hakikat olarak anlatmaları büyük bir vebal olmanın ötesinde, dayandıkları çarpık temeli de gözler önüne sermektedir. Şam Ehlinin hak mücadelesinin tarihini anlamadan atılacak adımlar ve yapılacak çıkarımlar süreci zehirler ve Müslümanların haklı çalışmalarını baltalar. Bu sebeple Şam ehlinin 100 yıllık mücadelesini aktarmak, zannımca daha sağlıklı bir zemin için elzemdir.

19. yüzyılın başlarında bölgemize dönük Batı merkezli emperyal saldırılar sadece topraklarımızın işgal edilmesi ile sınırlı kalmadı; bilakis müsteşriklerin hummalı çalışmaları ile zihinler karşı konulamaz bir işgale maruz kaldı. Nesillerimiz ifsat edildi ve sekülerizm/batıcılık/laiklik gibi kavramlar kurtuluş reçetesi olarak algılandı. Cihada önderlik eden ulema, müsteşriklerin ektiği fitne tohumu ile işbirlikçi olarak gösterilmeye ve cihadın merkezi haline gelen ilim halkaları siyasi işlere müdahale edilemeyen birer kurum olarak tanıtılmaya çalışıldı. Şam ulemasının mücadelesi sadece Suriye topraklarıyla sınırlı kalmadı ve ümmet coğrafyasına yayıldı. Bunun en güzel örneği Şehit İzzettin el-Kassam (Rh.) ve Şehit Süleyman el-Halebi’dir (Rh.). El-Kassam, Birinci Cihan Harbi sürecinde Trablusgarp için hem nakdi yardım toplamış hem de birebir cihada katılmak için çeşitli yollara........

© Haksöz