Türkiye’nin istikamet arayışında “Eğitim politikalarının heterojenliği” -5
Soru: Türkiye'nin istikamet arayışında 28 Şubat sonrası süreçlerin evrildiği noktada İslamcılık nasıl konumlanmalıdır?
Cevap: İslamcılığın 28 Şubat sonrası süreçlerde ne olması ve ne olduğu ile ilgili durum tesbiti veya tayini için geçmiş sürecin bugüne ne bıraktığına da kısaca bir bakmak gerekir.
Türkiye’yi öz değerleriyle buluşturma, toplumu yeniden İslamileştirme ve İslam’ı yaşanılır kılma çabalarına “İslamcılık” diyecek olursak, Türk veya Atatürk İnkılaplarının idamlar, yasaklar, sürgünlerle oluşturduğu sindirme politikalarına rağmen İslam’ın hayatın bütün ünitelerini kuşattığını savunan ıslah, ihya ve inşa çizgisi ya da İslamcılık, 1970’li yılların ortalarında kısmen de olsa büyük ölçüde yüksek tahsil yapan gençler tarafından kamuoyunda kendini yeniden hissetirmeye başlattı.
1970-80 yıllarında ıslah ve ihya hareketlerinin birikim ve perspektifinden yayıncılığın telif veya çeviri türleriyle beslenen İslamî gençlik ve diğer talipliler zaaflı ve eklektik kimliklerinden arınmaya çalışarak İslami özgünlüğü yakalamaya, İslam’ın sabiteleri ile yaşanan fikri ve ameli sorunlar arasında bağ kurmaya başladılar. İslami duyarlılık içinde, İslami bilinçlenme yoluna adım atılmıştı ama bu yolun uygulaması açısından Resulullah Aleyhisselamın yolunu takip eden “sabikûn” gibi bilinçlenme sürecinin henüz yaşayan özgün öncüleri oluşmamıştı. Ancak duyarlılık boyutuyla da, Kur’an eksenli bilinçlenme boyutuyla da Türkiye tarihi içinde İslamcılığın inisiyatif almaya başladığı en önemli yıllar -bir iki yıl öncesi veya sonrası- 1985-1995 yılları arasındaydı.
Bu yıllarda İslami bütünlüğü gösteren kitap-dergi yayıncılığı ve ülkenin birçok ilinde veya ilçesinde kültür merkezi gibi çalışan ve ciddi müzakerelerin yapıldığı İslami kitabevlerinin varlığı önemli bir sinerji ve çekim alanı oluşturmuştu.
1970 ve sonrasında Milli Nizam Partisi (MNP) ve takipçisi olan diğer partiler çoğunlukla İslami duyarlılık adına genç kuşakları siyasi arenada görünür kıldılar. İslami bütünlüğü neşriyat boyutuyla anlatan tevhidi uyanış veya bilinçlenme süreci de İslam’ı siyasi boyutuyla da kavramaya başlayan genç kuşaklar arasından derinleşmeye başladı. İslamcı gençlik üniversitelerde inisiyatif alan aktif özne haline geldi.
1985-1995 yıllarında ekonomik ve akademik güç ve tevziat ağları Batıcı elitlerin elinde olan kültür-edebiyat alanında İslamcı kesim ağırlığını hissettirmeye başladı. İşçi (Hak-İş), memur (Mefkûreci Öğretmenler ve Memur-Sen), esnaf ve iş adamı (Müsiad) kuruluşları sivil kamusal alanda ilk örgütlenme deneyimlerini güçlendirmeye başladılar.
Özellikle İmam Hatip Okullarının işlevi ve itibarlı yüksek okul ve üniversiteleri kazanmaları; ayrıca 198O’li yılların ortalarından itibaren okullarda İslami bilince yönelen kızların başörtüleriyle görünür hale gelmeleri, kendilerini ülkenin mutlak sahibi gören Kemalist ve Batıcı asker ve sivil bürokrasiyi oldukça tedirgin etti.
Resmi ideolojiyi savunan legal ve illegal güçler İslami uyanışın tüm barikatlara rağmen aşkın ilerleyişini engelleyebilmek için özellikle basın yayın organlarında iftira ve tezvirat kampanyaları düzenlediler. Türkiye’deki İslami uyanışa “kökü dışarıda” dediler; “anarşist, irticacı, radikal, Vahhabi, İrancı” gibi yakıştırmalarla gözden düşürmeye ve tasfiye etmeye çalıştılar. Ahlaksız komplolar hazırladılar. Bu çirkinlikler “Eski Türkiye” denilen oligarşik yapının ve “derin devlet” denilen sivil-asker illegal yapının marifetleriydi. O dönemlerde en önemli araçları basın ve eğlence sektörüydü. Ama İslami uyanışın önü kesilemeyince 1997 Şubatının başında “Kudüs Gecesi” düzenleyen Ankara Sincan Belediyesi’nin bulunduğu merkeze tanklar yürüttüler ve 28 Şubat günü de çoğunluğu paşalardan oluşan Milli Güvenlik Kurulu’nda mevcut Erbakan Hükümeti’ne Askeri Muhtıra’yı dayattılar. Darbe Konseyi ile iltisaklı sivil toplum........
