menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Korkuyu beklerken

192 0
25.02.2026

Emin Alper’in Berlin’de Gümüş Ayı ödülü alan filmi “Kurtuluş”u kendi adıma zor şartlarda izledim. 6 Mart’taki vizyon tarihinden önce, ama sabahın köründe ve uykusuz; eski Emek’te olduğu gibi biraz uzun oturunca acıtmaya başlayan koltuklarda, tıklım tıklım bir salonda.

Bir de önyargılarım vardı. Berlinale’de yarışma kapsamında gösterilen diğer Türkçe film “Sarı Zarflar”a kıyasla festival “Kurtuluş”u pek ön plana çıkarmadı. Gala öğleden sonraydı örneğin. Yanılmıyorsam tek bir basın gösterimi vardı, tıklım tıklımdı ama basın toplantısı nispeten boştu. Berlinale seçkisinin geleneksel olarak, herkesin bildiği gibi, genellikle çok iyi filmlerden oluşmadığı da bir başka gerçek.

İki saatin sonunda salondan ayrıldığımda “Kurtuluş”un festivalde gördüğüm en iyi filmlerden biri, belki de en iyisi olduğunu düşünüyordum.

BİR ŞEYLER OLACAK BELLİ

“Kurtuluş” patlamış mısır yiyip yayılarak izlenecek bir film değil, o yüzden belki de bu şartlar tam yerindeydi. İnsanı sürekli koltuğunun ucunda tutmaya mecbur bırakan, tırnak kemirten, sık sık öfke uyandıran bir film. Bu öfke film bittiğinde de dinmiyor. Zira adına rağmen bir kurtuluş reçetesi sunmuyor, adeta çaresizliğin bazı topraklarda kader olduğunu gözümüzün içine sokuyor.

Özünde cehaletin yarattığı şiddet üzerine bir film bu. Orada, çok uzaklarda, kendi ülkemizin pek çoğumuzun bilmediği ve aşina olmadığı güneydoğusundaki bir köyde geçiyor hikaye. Filmi festivalde seyretmenin avantajı altyazıları takip edebilmekti, zira Türkçe de konuşulsa Kürtçe de, diyalogları takip etmek için okumak şarttı. Aslında bu bile kendi ülkemize yer yer nasıl yabancılaşabildiğimizin bir kanıtı olabilir. Orası İstanbul için hala Vahşi Doğu.

“Kurtuluş” aynı zamanda hafıza üzerine de bir film. Türkiye’nin en büyük problemlerinden biri, hepimizin bildiği gibi, hafızasız bir toplum oluşumuz. Gündelik yaşıyoruz, acılarımızı ve sevinçlerimizi çok çabuk unutuyoruz. Başka bir toplumda kuşaklar boyu etkisini kaybetmeyecek, kaybetmemesi gereken travmalar........

© Habertürk