menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ölmeden önce ne okuyorlardı?

218 0
08.03.2026

Öteden beri, meşhur yazarların, şairlerin, alimlerin ölmeden önce hangi kitabı okuduklarını merak eder dururum. Hatta bu merakım, o kişi öleceğini bilse, o sırada o kitabı mı okurdu diye daha da öteye gider. Bilirsiniz; bazı kitaplar mutluluk verir bize, huzur verir, haz duyarız; bu yüzden o sırada biraz sonra ölecek olan kişinin okuduğu o kitapla kurduğu ilişki daha da merak uyandırır bende.

Bizden Süleyman Nazif’i; Nişantaşı’nda, yoksul bir evde tek başına ölü bulduklarında, başucundaki sehpanın üzerinde bir kitap değil, yarısı yenmiş bir elma duruyordu. Ölmeden önce, gece herhangi bir kitap okumamış, bu dünyayla kurduğu son ilişki bir elma aracılığıyla olmuştu demek.

Tevatür olabilir bilmiyorum ama yaygın söylentidir. Tolstoy, ömrünün son deminde; evlendiği günden itibaren durmadan didiştiği, ona 13 çocuk vermiş, “Savaş ve Barış”ı iki defa olmak üzere bütün kitaplarını temize çekmiş, ölmeden önce mirasından mahrum bıraktığı karısı Sonya ile şiddetli bir tartışma sonucu evden çıkıp yönü belirsiz bir yolculuğa çıkmak için tren istasyonuna gittiğinde, koltuğunun altında Dostoyevski’nin “Karamazof Kardeşler” romanı olduğunu söylerler. Ölmeden önce sersemletici bir aydınlanma yaşamak; aşk, nefret, suçluluk, merhamet ve umutla dolup duygusal bir fırtınaya tutunmak veya ruhuna, ona yalan söylemeyen bir ayna tutmak için o romandan belirli bölümler okudu mu; bize bu anekdotu aktaranlar söylemiyorlar ama Tolstoy ayarında bir yazarın ölmeden önce, yattığı istasyon şefinin darmadağınık, virane evinde, bir başucu sehpası varsa eğer, o sehpanın üzerine kendi ayarındaki bir yazarın Dostoyevski’nin şaheserini koymayacak da hangi kitabı koyacak? (Dostoyevski’nin de elinde Tolstoy’un “Anna Karenina”sı, St. Petersburg sokaklarında deli danalar gibi koşturup, “Bu adam sanatın Tanrısı!” diye haykırdığı da bir yerlerde kayıtlıdır.)

Hepi topu 51 yıl yaşamış, ömrünün son on yılını verdiği, toplam 4 bin sayfa tutan; yazar olmak isteyen ama hafızasını harekete geçirmekten güçlük çektiği için bir türlü oturup istediği romanı yazamayan, tam 7 cilt boyunca bu doğum sancılarını bize anlatan, ancak romanın sonlarına doğru aradığı “hafızayı” bulup yazmaya başlayan, yine de emeline ulaşamayıp “Gerçek cennet, unuttuklarımızdadır” diyen başkahramanı Marcel’in arayışını anlatan devasa romanı “Kayıp Zamanın Ardında”nın; yazarı Marcel Proust’un okuduğu son kitap olduğunu biliyoruz. Kendine sözü vardı Proust’un, kitabına son noktayı koyduğunda ölecekti. Bu kitapla “ölümsüzlüğü” koymuştu kafasına, onu bitirdiğinde hayal ettiği mertebeye yükseleceğini bildiğinden, ondan başka kitap eline almamıştı.

Kendi kitabını okuya okuya öldü Proust.

Yine yaygın bir söylentiye göre büyük Goethe öldüğünde başucunda Plutarkhos’un “Paralel Hayatlar” kitabı vardı. Alim antik dönemin yazarlarına hayrandı, Plutarkhos da Antik Çağ’ın en önemli yazarlarından birisiydi. “Paralel Hayatlar” Yunan ve Roma dünyasına etki etmiş şahsiyetlerin biyografilerini anlatan bir kitaptır. Bu şahsiyetler içinde en çok dikkat çekenleri ise İskender ile Sezar’dır. Yazar, bu kitabında bu iki büyük komutanın hayatlarını kıyaslayarak anlatır bize. Amacının tarih yazmak olmadığı söylese de kayıt altına aldığı hayatları bir tarihçi gözüyle yazar. Büyük Goethe, ölüm döşeğinde İskender ile Sezar’ın zaferden zafere koşarlarken geçirdikleri ruhsal değişimleri, savaşlardaki ustalıklarını, ele geçirdikleri gücün insan ruhuna olan etkilerini okurken neler düşünüyordu sahiden? Ölüm meleği kapısına dayanmış, o ise harıl harıl İskender ve Sezar’ın peşinde oradan oraya koşuyordu.

Dostu Fredrich von Müller, bir arkadaşına yazdığı mektupta, Goethe’nin ölümünü şöyle anlatır:

“Huzur içinde öldü, kendinde ve neşeliydi, son nefesine........

© Habertürk