menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Biyolojik klostrofobi

99 0
20.10.2026

Balinanın veya büyük bir deniz canavarının karnında hayatta kalma mücadelesini konu alan hikâyelerin kökeninde, mitoloji ve dinler tarihi vardır.

Yunus Peygamber anlatısı en çok bilinen örnektir. Tevrat ve Kuran'da yer alır. Tanrı'nın emirlerinden kaçmaya çalışan Yunus, bindiği gemiden denize atılır ve dev bir balık tarafından yutulur. Balığın karnında üç gün üç gece boyunca dua edip tövbe eder. Balık onu midesinden çıkarıp kusar ve sağ salim karaya ulaşır.

Yunan mitolojisinde Herakles, Truva kralının kızı Hesione'yi kurtarmak için deniz tanrısı Poseidon'un gönderdiği Cetus adlı devasa deniz canavarıyla savaşırken ağzından içeri girer ve canavarın ciğerlerini keserek onu öldürür.

Polinezya ve Maori Mitolojisi’nde yarı tanrı bir kahraman olan Māui, halkı için alt etmeye çalıştığı balina tarafından yutulur. İçeride zekâsını ve sihirli güçlerini kullanarak canavarı öldürür ve kurtulur.

Kuzey Amerika'nın Pasifik kıyısındaki yerli halkların mitolojisinde de benzer bir hikâye vardır. Balina tarafından yutulan Kuzgun adlı tanrı figürü, içeride ateş yakıp balinanın kalbini yer ve kıyıya vuran balinanın gövdesini yararak dışarı çıkar.

Bu kadim anlatılar, fiziksel bir hayatta kalma mücadelesini anlatırken alttan alta ruhsal bir yeniden doğuşu temsil ederler. Mitolojide bir canavarın veya balinanın karnına girmek, olgunlaşma ve "psikolojik ölüm / yeniden doğuş" sürecini simgeler. Balinanın karnı bir tür rahim gibidir. Kahraman dış dünyadan yalıtılmış karanlık bir alana girer ve orada büyük bir aydınlanma yaşayarak dünyaya eskisinden daha güçlü, olgunlaşmış olarak geri döner.

“Balina Düşüşü” (Whalefall) filmindeki hayatta kalma mücadelesi de yukarıda örneklerini verdiğim bu binlerce yıllık mitolojik arketipe uyuyor. Film, hepsinden bir şeyler alıyor ve mitin özünü koruyarak yeni bir hikâye örgüsü sürüyor önümüze.

Daniel Kraus’un 2023’te yayımlanan aynı adlı romanından sinemaya uyarlanan “Balina Düşüşü”nün ana karakteri üniversite öğrencisi Jay Gardiner (Austin Abrams), babasının ölümünün ardından California’ya, deniz kıyısındaki sahil kasabasına dönüyor. Annesi (Elizabeth Shue), ablası Eva (Jane Levy) ve kız kardeşi Nan (Emily Rudd) ile aralarında geçen konuşmalardan, hastane yatağında ölmek yerine denize atlayıp intihar eden babası Mitt’i (Josh Brolin) son günlerinde hiç görmediğini öğreniyoruz.

Konu açıldığındaki hali, tavrı ve sözleri, yıllar boyunca anlaşmazlıkların içinde kilitlenip kalmış bir baba – oğul ilişkisine işaret ediyor. Aralarındaki en önemli sorunun iletişim olduğunu hissediyoruz. Çünkü ablası Eva’nın söyledikleri, Mitt’in oğlunu çok seven, önemseyen bir baba olduğunu düşündürüyor bize.

Jay’in babasının intihar etmeden önce kendisine yazdığı mektubu hâlâ açıp okumaması, içinde bulunduğu psikolojiyi yansıtan kritik bir ipucu... Ne kadar tepkili veya kızgın olursa olsun, henüz babasının ölümünü kabullenemediği aşikâr… Yas sürecinin ilk aşaması olarak kabul edilen “inkâr etme noktasında” olduğunu düşünmek, hatta hikâyeye yas sürecinin aşamaları üzerinden bakmak mümkün…

Filmin hemen başlarında, annesiyle beraber babasının........

© Habertürk