menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Altın Ayı kazanan "Sarı Zarflar"

73 0
27.03.2026

Geçtiğimiz Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı ödülünü kazanan, Almanya, Fransa ve Türkiye ortak yapımı “Sarı Zarflar”, 2016 yılının ocak ayında yayımlanan “Barış İçin Akademisyenler” bildirisi ve sonrasında yaşanan gelişmeleri konu alan bir hikâyeye sahip… Konu alan diyorum ama yönetmen İlker Çatak’ın, Ayla Meryem Çatak ve Enis Köstepen’le birlikte yazdığı senaryonun, söz konusu olayı sadece çıkış noktası olarak kullandığını baştan söylemem gerek.

2016’da yaşananları hatırlayanlar için filmin politik mesajı kuşkusuz açık. Olayları hiç bilmeyen, hatırlamayan seyirciler için de aynısı geçerli ama onlara tarihsel bilgi ve detay verilmiyor. Yanılmıyorsam, filmin hangi yılda geçtiğinden söz edilmiyor; haber veya arşiv görüntüleri kullanılmıyor. Televizyondan sesini duyduğumuz haberler ise 1990’larda yaşananları düşündürüyor galiba. Bildirinin neden ve hangi koşullarda yayınlandığına veya içeriğine detaylı olarak girilmiyor. O dönemde, ülke dışına taşan yoğun siyasi tartışmalardan söz edilmiyor. Aziz Tufan’ın duruşmada okumak üzere hazırladığı savunma ve mahkeme sahnesi olmasa, 2016’daki süreçle bağlantı kurmak belki daha zor olacak.

Belli ki Çatak’ın hedefi, “belirli bir olayı” konu almak değil. Türkiye dışındaki seyircilere de hitap eden daha genel bir hikâye yakalamak… Tarihsel gerçekliği bozuma uğratan ve filmin içinde nerdeyse yabancılaştırma efektine dönüşen harika bir fikirle geliyor karşımıza: Jenerikte “Derya Tufan rolünde Özgü Namal”, “Aziz Tufan rolünde Tansu Biçer” yazdıktan sonra ilerleyen bölümlerde “Ankara rolünde Berlin”, “İstanbul rolünde Hamburg” diye yazıyor. Hikâyenin geçtiği mekân ile çekimlerin yapıldığı mekân arasındaki tutarsızlığı saklamak yerine baştan ifşa etmek çok parlak bir fikir... Üstelik taksi plakaları, tarihî binalar ve diğer tüm detaylar olmak üzere Berlin ve Hamburg’a hiç müdahale edilmiyor. Tam aksine, uyumsuzluk daha bariz hale getiriliyor. Belli ki amaç, her şeyin bir film veya temsil olduğunun, İlker Çatak’ın bu filmi Türkiye’ye dışardan bakarak çektiğinin altını çizmek... Açıkçası, filmde en çok bu fikri sevdiğimi söyleyebilirim. Zaman ve mekânın ikincil derecede önem taşıdığını, her şeyin temelde karakterler ve yaşadıklarıyla ilgili olduğunu vurgulayan tercihler bunlar… Ayrıca Berlin ve Hamburg’u bilenlere filmin geçtiği mekânlar üzerinden “ekstra okumalar yapma” şansı da veriyor.

İşte bu yüzden, tarihsel belirsizliğin önemi kalmıyor. Çatak, insan merkezli bir hikâyeye yöneliyor: Ülkede yaşanan politik gerilimin sonucunda kamu kurumlarındaki işlerini kaybeden bir evli çiftin hikâyesini anlatıyor.

Filmin politik katmanı, açık ve net bir fikir etrafında kuruluyor. Çatak’ın, politik fikirleri nedeniyle insanların işlerinden uzaklaştırılmasına, suçlamalara karşı olduğu, bildiriye ifade özgürlüğü kapsamında baktığı ve yaşananları eleştirdiği, filmin ilk anlarından itibaren belli… Aziz Tufan’ın yazdığı “Sarı Zarflar” adlı deneysel tiyatro oyunu üzerinden filmin politik çerçevesini repliklerle bir kez daha vurguluyor zaten. Filmi yapma nedeninin bunlar olduğu çok açık. O yüzden alt metinlerden ziyade açık bir mesajı var filmin. Fakat politik eleştiri filmleri sadece protesto ve siyasi tepkiden oluşmaz… Asıl önemli olan bunun çevresinde geliştirdiğiniz fikirler ve anlattığınız hikâyedir.

Sözgelimi, ABD’de Soğuk Savaş yıllarında komünist ajan olduğu gerekçesiyle Hollywood’da çalışmaları engellenen yazar ve yönetmenlere odaklanan “Trumbo” (2015) gibi filmlerin her birinde politik eleştirinin yanı sıra dönemin ruhunu yansıtan farklı hikâyeler çıkar karşımıza. Çoğu film, ana karakterin verdiği maddi / manevi mücadele ve çevresindeki insanların ona verdiği destek veya köstekle ilgilidir. İnsanlar........

© Habertürk