menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

"Kurtuluş": Kâbus gibi film

89 0
07.03.2026

Geçtiğimiz Berlin Film Festivali’nde, Jüri Büyük Ödülü’nü kazanan “Kurtuluş,” yönetmen Emin Alper’in beşinci sinema filmi…

2009’da Mardin’de Bilge Köyü’nde yaşanan olaylardan esinlenen ve iki Kürt aşiretinin hikâyesini anlatan “Kurtuluş”, farklı katmanlarıyla dikkat çekiyor. Hikâye, bölgede köylerin boşaltılması ve koruculuk sistemi üzerinden şekilleniyor.

Kurmaca yanı ağır bassa dahi, seyrettikten sonra gerçek olayla ilgili internete girip araştırma yaptığınızda, film bir katman daha kazanıyor. Çünkü filmin çıkış noktasının hayal edilmemiş olması, hayli kritik bir nokta…

Bitmiş bir operasyonun görüntüleriyle açılıyor “Kurtuluş.” Güvenlik güçleriyle iş birliği yapan Hazeran Aşireti’nin eli silahlı erkekleri, kayıpsız dönüyorlar köylerine. Dönüş ve karşılama anları, köydeki feodal düzeni yansıtan imgelerle dolu. Cep telefonları, lüks arazi araçları ve otomatik silahlar dışında modernizmin uğramadığı bir yerdeyiz. Bunları çıkardığınızda, tarihi 19. Yüzyıl’a, belki daha geriye götürmeniz mümkün. Hatta bir Anadolu westerni olarak dahi adlandırabiliriz “Kurtuluş”u. Çünkü hikâye, birçok Amerikan westerninde olduğu gibi silah zoruyla başkalarının topraklarına el koyma fikri üzerinden gelişiyor. “Kurtuluş”ta kırsal kesimdeki birçok kan davasının temeli olan arazi anlaşmazlığı yok. Tapusu başkalarına kayıtlı arazilerin gasp edilmesi fikri var.

İki aşireti birbirine düşüren sorunu şu şekilde özetleyebiliriz: Komşu köyde yaşayan Bezari Aşireti, yıllar içinde zenginleşiyor ve bölgedeki toprakların çoğunu yasal yollardan satın alıyor. Ticaretle arası iyi olmayan Hazeran Aşireti’nin birçok mensubu ise topraklarını kaybedip yoksul düşüyor. Terör olayları başladığında devlet her iki aşirete de aynı seçeneği sunuyor. Korucu olmayı kabul edenlerin kalmasını, etmeyenlerin ise köylerini boşaltmasını istiyor. Hazeran Aşireti, daha çok maddi nedenlerden ötürü koruculuk teklifini kabul ederken, Bezari Aşireti topraklarını terk edip şehre gidiyor. Bunun üzerine, Hazeranlar, Bezarilerin boşalan toprakları üzerinde tarım yapmaya ve para kazanmaya başlıyorlar. Uygulanan yeni politikalar gereği Bezariler, yıllar sonra tekrar köylerine döndüğünde, zenginleşmeye başlayan Hazeranlar ele geçirdikleri toprakları geri vermek istemiyorlar.

Hazeranların, dini kurallara göre yaşayan bir topluluk olduklarını görüyoruz. Aşiretin hiyerarşik düzeninde Şeyh Ferit (Feyyaz Duman) en yukarıda yer alıyor. Dini lider olarak her dediğinin yapılması gerekiyor ama Yılmaz (Berkay Ateş) ve Fatma (Naz Göktan), aşiretteki huzursuzluk ve rahatsızlığı kullanarak, Ferit’in otoritesini sorguluyor; hiyerarşide ikinci sırada yer alan Mesut (Caner Cindoruk) üzerinden iktidar değişimini tetiklemeye çalışıyorlar. Çünkü dini lider Ferit, yasalar gereği toprakların bir an önce gerçek sahiplerine bırakılması gerektiğini düşünüyor. Yılmaz, Fatma ve diğerleri ise silahlı olmanın avantajlarından faydalanmak istiyorlar.

Köylerin boşaltılması ve koruculuk sistemine getirilen eleştiri bir yana, bu noktada “Kurtuluş”un alt metinlerinden biri daha çıkıyor karşımıza. İlk başta inançlı ve feodal bir toplum gibi görünüyorlar. Ama çoğu için maddi değerler........

© Habertürk