"Fünye": Kahraman kim, kötü adam kim?
Son yıllarda daha çok dijital kanallar için çekilen orta bütçeli aksiyon/gerilim veya suç filmlerinin çoğu, aşağı yukarı aynı anlatı formatının farklı örnekleri olarak geliyor karşımıza. Kendi adıma “Amerikan kahramanlık anlatısı” diye adlandırdığım, eski bir geleneğin ürünü olan filmler bunlar.
Ben Hopkins’in yazdığı David Mackenzie’nin yönettiği, bazı sahneleri İstanbul’da geçen “Fünye” (Fuze) bunlardan biri değil. Fragmanı itibarıyla o filmlere çok benziyor. Açılışı ve ilk sekanslarıyla aynı anlatı formülünü tekrar ediyor gibi görünüyor ama sonuçta farklı yere varıyor. Öyle ki, her şey bittiğinde, kimin kahraman kimin kötü adam olduğu konusunda her şey bulanıklaşıyor.
Finalde olup bitenlerden veya sürpriz gelişmelerden söz etmeye niyetim yok elbette. Karakter psikolojileri üzerine yazmak zor. Çünkü asıl sürprizler karakterlerin hedefleri noktasında düğümleniyor. Ama “Genel yorumlar üzerinden dahi olayları tahmin edebilirim” diyenler varsa, onlarla belki en baştan vedalaşmak gerek.
İstanbul sahneleriyle ilgili tartışmayı en sona bırakarak önce hikâyeden söz edelim: “Fünye”, Londra’nın merkezindeki inşaat alanında ortaya çıkan bir bombanın yarattığı panik duygusuyla açılıyor. II. Dünya Savaşı’ndan kalma henüz patlamamış bir bomba olduğu söyleniyor. Bombayı imha etmek veya kontrol etmek üzere Binbaşı Will Tranter (Aaron Taylor-Johnson) ve ekibi çağrılıyor olay yerine. Onlar gelmeden önce Şef Zuzana’nın (Gugu Mbatha-Raw) komutasındaki Londra polisi sadece olay yeri ve çevresini değil, geniş bir alandaki sivilleri boşaltıyor; herkesi Hyde Park’a yönlendiriyor. Bölgeden çıkarılan siviller arasında Asyalı göçmen Rahim (Elham Ehsas) ile İngilizce bilmeyen, dönüş uçaklarını kaçırmaktan endişe eden yaşlı anne ve babasının da olduğunu görüyoruz.
Londra polisinin bölgeyi boşaltma çalışmaları sırasında bir grup erkeğin planlı şekilde saklandığını ve hareket ettiğini fark ettiğimizde, bombanın II. Dünya Savaşı’ndan kalıp kalmadığı konusunda zihnimizde ilk kuşkular belirmeye başlıyor. Çünkü dakikalar ilerledikçe bir soygunun içinde olduğumuz netleşiyor. Öte yandan, bombanın zaman ayarlı özellikleriyle Binbaşı Tranter ve ekibinin işini giderek zorlaştırdığına tanık oluyoruz.
İlk sekansları itibarıyla “Fünye”, üç ayrı grubun yürüttüğü çalışmaları detaylı olarak gösteren bir “prosedür filmi...” Londra polisi, sivillerin hayatını her şeyin önüne koyan güvenlik prosedürünü uyguluyor. Boşaltılan bölgeyi kameralarla kontrol ediyor, deyim yerindeyse kuş uçurmamaya çalışıyor. Bomba imha timi, mümkün olan en kısa sürede hedefine ulaşmak istiyor ama kendi güvenlik prosedürlerinden vazgeçmiyor. Üçüncü grup ise zamanla yarışan soyguncular… Onlar da en az polis ve askerler gibi büyük bir özen ve dikkatle çalışıyor, zamana karşı yarışıyorlar. Polis ve asker gibi önceden kuralları konmuş güvenlik prosedürleri yok belki ama belirli bir disiplin içindeler. Soygunun kaçış dahil her aşamada plana sadık olarak ilerlemesi için uğraşan X (Sam........
