menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Harika şarkılar eşliğinde kötü bir hayat hikayesi!

21 0
yesterday

Hiç Michael Jackson albümü almadım! Onun dünyayı kasıp kavurduğu, şarkılarının her yerde çaldığı 80’lerde ergenliğini yaşamış biri olarak ben, Rod Stewart’tan Paul Simon’a, Queen’den Iron Maiden’a, U2’dan Bon Jovi’ye, Tracy Chapman’dan Cure’a çeşit çeşit şarkıcı ve grupları dinlerken ‘Pop’un Kralı’yla yolum hiç kesişmedi. Ama bu demek değil ki kulağımı onun müziğine tamamen kapadım. Ben kulak kabartmasam da onun sesi bir şekilde kafamın içine girmeyi başardı hep. Şimdi Michael Jackson dendiğinde ilk aklıma gelen onun ‘Bad’ şarkısının klibi oluyor hep. New York’ta az kullanılan bir metro istasyonunda çekilen klibi . TRT’de haftada bir gün yayınlanan bir müzik programında ilk gördüğüm günü hatırlıyorum. Şarkıdan etkilenmemek mümkün değildi. Ama ergenlik aptallığı bütün benliğimi ele geçirmişti, benim Michael Jackson’la ne işim olurdu! Rock’çıydım ben… Ve bunun ne demek olduğuyla ilgili hiçbir fikrim yoktu! Ergenliğin en güzel tarafı geçiyor olması…

Michael Jackson’ın Bad albümünü ve sonrasında bir önceki albümü Thriller’ı 90’ların başında keşfettim.

Nasıl olduğunu bilmediğim bir şekilde, sanırım Bakırköy İncirli Sineması’nda (belki de başka bir yerdi) ‘Moonwalker’ filmini izledim. Filmin konusunu, ne anlattığını falan hiç hatırlamıyorum ama ‘Smooth Criminal’ın çaldığı sahne hiç aklımdan çıkmıyor. Michael’ın metrelerce uzaktan fırlattığı madeni paranın havada uçtuktan sonra müzik kutusunda içeri düştüğü anda çalmaya başlayan şarkı onunla ilişkimde yeni bir sayfa açtı.

Filmden çıktıktan sonra bir arkadaşımda ‘Bad’in kasetini ödünç aldım. Kulaklığı takıp dinlemeye başladım. ‘Bad’, ‘The Way You Make Me Feel’, ‘Dirty Diana’, ‘Smooth Criminal’, ‘Liberian Girl’, ‘Man in The Mirror’, ‘Another Part of Me’, ‘I Just Can’t Stop Loving You’... Bu kadar harika şarkı bir albüm için fazla diye düşünmüştüm...

MADALYONUN SADECE PARLAYAN TARAFINI GÖSTERİYORLAR

Michael Jackson’ın ‘hayat hikayesi’ni anlatan ‘Michael’ filmini izlerken o günlere geri döndüm. Film beni onunla tanıştıran ‘Bad’ albümü çıkmadan önce bitiyor. Bu açıdan hayal kırıklığına uğradım biraz... ama sadece bu da değil ‘Michael’ her ne kadar ‘samimi’ bir film gibi görünmeye çalışsa da samimi değil maalesef.

Bir insanın, hayatının en güzel anlarını filme alıp bunun bir hayat hikayesi diye satmak, en hafif tabiriyle kolaya kaçmak. Madalyonun parlayan yüzünü gösterip diğer tarafını gizlemek. Hem de çok iyi bildiğiniz, o paslı, tarafını görmezden gelmek, ne kadar dürüst bilemedim.

Film 1960’ların başında 9-10 yaşındayken Michael’ın hayatına girip 80’lerin ortasında ‘Pop’un Kralı’ olduğu günlerde yavaşa yavaş hayatından çıkıyor.Film bittiğinde, içimden "Keşke Bruce Springsteen'in 'Nebraska' albümün yaptığı dönemini anlatan 'Deliver Me From Nowhere' filmi gibi Michael'ın hayatında tam bir dönüm noktası olan 'Thriller' albümünün hazırlandığı günleri anlatsalarmış..." diye geçirdim.

Efsanevi prodüktör Quincy Jones' Thriller albümü için 800'den fazla şarkı dinlediklerini söylüyor bir röportajında. Sonuçta albüme giren 9 şarkıyı seçtiklerini, Michael'in sabahlara kadar nasıl çalıştığını, dönemin en önemli rock gruplarından TOTO'nun klavyecisi Steve Porcaro'nun getirdiği bir demonun nasıl Human Nature şarkısına dönüştüğünü ve 'mentorüm' dediği büyük müzisyen Count Besie'nin albümle ilgili övgü dolunu sözlerini kendisini nasıl ağlattığını anlatıyor: "Senin ve Michael Jackson’ın yaptığı şey… Ben ve Duke Ellington böyle büyük bir şeyi hayal bile edemezdik. Duyuyor musun beni? Bunu hayal etmeye bile cesaret edemezdik!” Doğrusu 'Thriller'ın bu öyküsü benim için 'Michael' filimdeki tüm anlatılardan daha ilginç.

DICKENS’IN NELL’E YAPTIĞINI YÖNETMEN FUQUA MICHAEL’A YAPIYOR

Hayata çok yoksul bir çocuk olarak başlayan ve çocukluğunu yaşayamadan büyüyen Charles Dickens, hep çocukluğunun özlemini duymuş ve çocukları insan varlığının en saf, en temiz varlıkları olarak hep çok sevmiş... Stefan Zweig’ın, Dickens’ın eserlerinde çocuk demenin neredeyse cennet demek olduğunu söylüyor: “Dickens, yarattığı çocuk kahramanlar büyümeye başladıkları anda bir telaş duyar. En çok sevdiği kahramanlarının hayata atılacak yaşa gelmelerini hiç istemez. Onları günlük hayatın sıkıntıları içinde bunalmış insanlar olarak düşünmek bile acı verir ona. Dünyanın ikiyüzlülüğüyle, yalanla, parayla kirletmez onların küçük kalplerini... Dickens yarattığı çocuk kahramanlar içinde en sevdiği olan küçük Nell’i, o tatlı mavi gözlü kızı, gerçek dünyanın acıları ile karşılaşmasına meydan vermeyecek kadar sevmişti. Bunun için onu vaktinden önce öldürerek, ebediyen çocukluğun cenneti içerisine saklamıştır...”

Yönetmen Antoine Fuqua ve filmin yapımcıları Dickens’ın Nell yaptığını Michael’a yapıyorlar. Onu, Elvis Presley’in kızı Lisa Marie Presley ile fırtınalı evliliğinin, çocuk tacizi iddialarının, fiziksel görünümündeki değişiklikle ilgili dedikoduların, oğlunu Paris’te balkondan sallandırdığı ‘tuhaf’ magazine olaylarının ‘karanlık, kaotik’ dünyasına bulaştırmadan filmi 1988’de ‘Hikayesi devam ediyor’ diyerek bitiriyorlar...

HER ŞEYİN, HERKESİN MICHAEL’IN HAYATINDA KENAR SÜSÜ OLDUĞU BİR FİLM

Film daha ilk haftasında tüm dünyada 230 milyon dolar hasılat yapmış. 70 bin seyirciyle Türkiye’de haftanın en çok filmi olmuş. Yapımcılar çok mutlu. Michael Jackson hayranlarına tam da onların görmek istediği ‘Michael’ı gösteriyorlar. Bazı sinema salonlarında tüm seyirciler hep birlikte dans ettiği görüntülere denk geldim sosyal medyada... Film film olmaktan çıkmış bir Michael Jackson konser videosuna dönmüş...

Kendi adıma filmle ilgili çok nötr bir yerdeyim… Onun şarkılarını dinlediğim için memnunum, zaten kim olmaz ki!? Ancak bu film bir hayat öyküsü filmi değil... Herkesin, her şeyin kenar süsü olduğu, Michael Jackson’ın ise ne kadar harika biri olduğunu gösteren bir slayt gösterisi! Bir yerde “Michael Jackson’ın Linkedin profilini senaryolaştırıp filme çekmişler” yazıyordu, filmin anlatan en güzel cümlenin bu olduğunu düşünüyorum! Harika şarkılar eşliğinde kötü bir hayat hikayesi…


© Habertürk