Issızlığın ötesinde
Yas; yıl dönümü yaklaştıkça hayatın görünmeyen ıssızlıklarına çekilir, orada sessizce büyür. Takvimin yapraklarından taşan geçmiş, göğsünde sustuğunu sandığın ne varsa yeniden uyandırır. Lâl duyguların karanlığında zaman ağırlaşır; isyanların çoğalır, özlemin hiçbir sözcüğün ulaşamadığı yerde büyür. Bir ömür sönmeyecek yangının külleri yeniden savrulur göğsüne; gözyaşların yağmura karışırken dün ile bugün arasındaki bütün mesafeler kaybolur.
Eylül benim için aşktı, tutkuydu, mutluluktu, huzurdu, heyecandı. Geçmişimdi, geleceğimdi; yaşanmışlıklarım kadar henüz yaşanmamış düşlerimdi. Hayatın içinde bir aydan fazlası, başka bir anlamın adıydı. Şimdi ise gelmesini istemediğim, mümkün olsa hiç yaşanmasın diyeceğim bir zamansızlık…
Bir ay nasıl kaybedilir? Bir mevsim, bir tarih, birkaç rakam nasıl olur da bütün geçmişi ve bugünü içine alacak kadar büyür? Eylül artık takvimde karşılığı olan bir ay değil; hayatın ve zamanın kırıldığı, geçmişin bugüne sızdığı, varlık ile yokluk arasındaki mesafenin her defasında yeniden sorgulandığı zamansız bir iz.
Kimsenin göremediği ıssız karanlıklarında, yalnızca senin........
