menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

2026 NATO Zirvesi

2 0
yesterday

Türkiye ve Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) arasındaki ilişki, sadece bir askeri ittifak üyeliği değil; iki kutuplu jeopolitik dünyadan çok kutuplu modern küresel düzene uzanan köklü bir stratejik ortaklık hikayesidir.

Ankara’nın ev sahipliğinde gerçekleşen tarihi 2026 NATO Zirvesi ile birlikte bu ortaklık, Türkiye’nin sadece “kanat ülke” veya “güvenlik tüketicisi” olmadığı, aksine ittifakın savunma sanayii ve stratejik kararlarında küresel bir “güvenlik üreticisi” haline geldiği gerçeğini bir kez daha tescillemiştir.

1. Geçmişten Günümüze Askeri ve Stratejik Gelişim

Soğuk Savaş Dönemi: Batı Cephesinin İleri Karakolu (1952 – 1989)

Türkiye’nin NATO’ya giriş süreci, İkinci Dünya Savaşı sonrasında SSCB’nin Boğazlar ve Doğu Anadolu üzerindeki toprak ve üs taleplerine (Stalin doktrini) karşı bir güvenlik arayışı olarak başladı.

• Kore Savaşı (1950): Türk askerinin Kore’de gösterdiği olağanüstü kahramanlık, Türkiye’nin ittifaka kabul edilmesindeki en büyük kırılma noktası oldu.

• Üyelik (1952): Türkiye, Yunanistan ile birlikte NATO’nun en güney doğu kanadını koruyan, SSCB ile doğrudan sınırı olan hayati bir set haline geldi.

• Stratejik Konum: Soğuk Savaş boyunca Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), NATO’nun insan gücü bakımından en büyük ikinci ordusu olarak Sovyet yayılmacılığına karşı caydırıcı bir kalkan vazifesi gördü. İncirlik başta olmak üzere açılan üsler, ittifakın nükleer ve lojistik stratejisinde merkez rol oynadı.

Soğuk Savaş Sonrası ve Asimetrik Tehditler (1990 – 2010’lar)

İki kutuplu dünyanın yıkılmasıyla birlikte Türkiye’nin........

© Haberton