Vefa, Dostluk ve Kardeşliğin Resmigeçidi: Şair-i A’zam Sedat Ayar’ın Kaleminden “Bir Bir”
Bugün, her zamanki yazdığımı yazılardan farklı şeyler yazacak ve bambaşka bir konudan söz edeceğim, Bugün bu yazıda bir şairi ve onun vefa, dostluk ve kardeşliği anlattığı bir şiirini, dost bildiklerimden, yakın dostlarımdan ve kan kardeşimden öte kardeşlerimden olan birini anlatacağım.
İnsan, ömrünün belirli bir döneminde başını kaldırıp geriye baktığında, etrafını kuşatan o coşkulu kalabalıkların aslında bir seraptan ibaret olduğunu hüzünle fark eder. Hayat, kimine göre bir imtihan meydanı, kimine göre ise menfaat çarklarının döndüğü acımasız bir arena.
İşte bu çarkın dışında kalmayı başarabilen, Ankara İlahiyat'ın o kadim ve manevi ikliminde yetişmiş, Oğdar’ın hırçın ama bir o kadar da duru dağlarının esintisini taşıyan şair kardeşimiz, ağabeyimiz, büyüğümüz, bize göre şairi a’zam’ımız Sedat Ayar, tam da bu gerçeği vuruyor yüzümüze.
Sedat Ayar; sadece bir halk şairi, bir kalem erbabı değil; o, Artvin’in Yusufeli ilçesinden, o kadim Oğdar (şimdiki adıyla Günyayla) köyünün topraklarından beslenen bir gönül insanıdır, köyünün renklerini, havasını, suyunu, tadını, tuzunu, toprağını şiirlerine bezeyen bir halk şairidir. Aslında onu tavsife kelimeler yetmez ama biz acizane bu ifadeleri dile getiriyoruz.
1960 yılında Oğdar’da dünyaya gelen şairimiz, Kars İmam Hatip Lisesi'nin ardından 1984'te Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden mezun olmuş; finans kurumlarında ve Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin çeşitli kademelerinde, en son Başkan Danışmanlığı görevinde bulunarak 2015 yılında emekliye ayrılmıştır.
Yusufeli’nin, Oğdar’ın o dik yamaçlarına sinen kadim sessizliği, şairin mısralarına bir vakar olarak yansır. Sosyal medya hesaplarına yansıyan o doğal manzaralar, köy yaşamının o saf, katkısız, toprağa ve samimiyete dayalı halleri, aslında onun şairane duruşunun da temelini oluşturur. Her yaz, şehirden ve onun suni gündeminden kaçıp köklerine, o güzel Oğdar’ın bağrına sığınması tesadüf değildir.
Bizi de defalarca o güzelliklere, o dağların selamına davet etti, ama maalesef bir türlü nasip olmadı, belki de "Oğdar"ın o huzurlu, kendine yeten dünyasını görmeye henüz hazır değildik. Ama o eşsiz güzellikleri yaşama hasreti, içimizde sönmeyen bir köz gibi tütmeye devam ediyor. İnşallah Rabbim, o........
