Sermayemiz Eriyor, Farkında mıyız?
Aslında bu yazıyı dümn yayınlamak istiyordum ama olmadı, Her Cuma günleri birbirimize "Hayırlı Cumalar" mesajları gönderiyoruz ya, ondan mülhemen bu yazıyı hazırlamıştım ve "Hayırlı Cumalar" mesajıyla birlikte size bu yazıyı göndermek istemiştim. Tabi bu mesajı gönderenin sadece bir Cuma tebriği ötesinde iletmek istediği mesajlar da vardır mutlaka ama ben bunlara bu yazıda temas etmeden elimizdeki mevcut ömür sermayemizin elimizden buz gibi eriyip gittiği konusunu gündeme getirmek istiyorum
Her cuma sabahı telefon ekranlarımıza düşen o süslü, arkasında gül resmi ya da cami silüeti olan "Hayırlı Cumalar", “Cumamzı Mübarek Olsun” mesajlarına çoğu zaman bir saniyeliğine bakar, belki kibarlık olsun diye benzer bir görselle cevap verir, sonra günlük telaşımıza geri döneriz.
Hiç düşündük mü sevgili dostlar; ömür gibi mukaddes bir emaneti ve bize bahşedilen günleri sadece güzel sözlerle, hazır şablon mesajlarla gerçekten mübarek kılabilir miyiz?
Modern hayat her şeyi alabildiğine hızlandırırken, en çok ucuzlatıp değersizleştirdiği şey maalesef "söz" oldu. Sözlerin enflasyonunu yaşarken, amellerin ve samimi eylemlerin kıtlığını, karaborsasını çekiyoruz. Oysa zaman, kendi başına içi boş bir zarftır. O zarfın içine ne koyacağımız, onu nasıl dolduracağımız bizim sorumluluğumuzdadır. Zamanı mübarek kılan, insanın dilde asılı kalan temennileri değil; bizzat alın teriyle, zihinsel emeğiyle ve samimi niyetleriyle ortaya koyduğu salih amellerdir.
Büyük müfessir Fahreddin er-Râzî’nin, Kur’an’ın en kısa ama en sarsıcı suresi olan Asr Suresi’ni tefsir ederken anlattığı o meşhur pazar yeri hikayesini sanırım hepimiz biliriz veya dinlemiş olabiliriz Râzî, sıcak bir yaz günü pazarda çaresizce bağıran bir buz satıcısına rastlar. Adam feryat etmektedir:
اِرْحَمُوا مَنْ يَذُوبُ رَأْسُ مَالِهِ
"Sermayesi eriyen bu adama merhamet edin!"
Bu feryadı duyan Râzî irkilir ve yanındakilere döner: "İşte bu söz Asr Suresi'nin manasını açıklamaktadır. İnsana verilen ömür, güneşin altında duran bir buz gibi hızla erimektedir. Eğer mümin bu ömrü ziyan eder veya yanlış yerlerde tüketirse hüsrana uğrar."
Tasavvufun büyük isimlerinden Cüneyd-i Bağdadi de bu feryat karşısında donakalmış; her saniye eriyen şeyin aslında kendi hayatı, kendi amel defterine yazılacak saniyeleri olduğunu idrak ederek derin bir hüzne gark olmuştur.
Biz zamanı "öldürdüğümüzü" sanırken, aslında sessizce eriyip giden bizim kendi hayat buzumuzdur. Ve bu eriyen sermayeyi ebedi bir kazanca dönüştürmenin yegâne yolu, o saniyeleri salih amellerle, yani insanlığa ve........
