menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Dört duvarımızı yeniden cennet yapmaya ne dersiniz?

3 0
09.02.2026

Yeryüzündeki küçük cennetlerimiz olan evlerimizden, hanelerimizden, yuvalarımızdan söz edeceğim. Bin bir vesile ve vasıta ile terörize edilen hayatlarımızdan, allak bullak olmuş maneviyatımızdan, kısa günde kırk defa örselenen ruhlarımızdan ve evlerimizde yeşermesi gerekirken acımasızca budanan, ezilen, çiğnenen değerlerimizden bahsedeceğim.

“Dünya mü’minin zindanıdır”, doğrudur. Bir yanda, yaşanan acılar, katliamlar, açlık, yoksulluk, hastalıklar, kıtlıklar, acı, keder, kan ve gözyaşına boğulanlar, diğer yanda varlık içinde yüzen, sadece zayıflamak için harcadıkları para ile yeryüzündeki tüm açların doyacağını bilse de umursamayan, sözüm ona medenileşirken tüm değerlerini umarsızca harcayan ve insanlıktan çıkan, korkunç bir yok etme projesinin figüranlığına gönüllü aday yığınlar. Bu keşmekeş içerisinde Allah (cc) birdir diyen, onun emrettiği adalet ve hakça paylaşım düzenine gerçekten iman eden ve buna mugayir her halin hesabının sorulacağına da yürekten inananlar için elbette mevcut hâl ve gidişat “zindan” hükmündedir, böyle de hissedilmelidir.

İşte bu zindanın kesif, zifiri karanlığına açılan ve içeriye sıcacık güneş ışığını dolduran tek pencere, ruhumuzun nefes aldığı yegâne yer, yeryüzündeki küçük cennetlerimiz hükmünde olan yuvalarımız, evlerimizdir. Günün ve asrın, şu biçare zamanların yorgunluğundan sıyrılacağımız, gerçek ve karşılıksız sevgiyi beraberce terennüm edeceğimiz gözlerimizin sevinci eşlerimiz ve Yüce Yaradan’ımızın lütfu evlâtlarımızla paylaştığımız mekânlar. Peki, evlerimiz gerçekten öyle mi?

Yoksa, insanlığa ve insani değerlerin tümüne karşı açılmış olan ve hiçbir kutsalı olmayan, hiçbir ahlaki değeri olmayan savaş oralara da sirayet etti mi? Yoksa daha mahşer gününü beklemeden, o güne kadar sabredemeden biz zaten eşlerimizden ve evlâtlarımızdan kaçmaya mı başladık? Evlerimiz, yetişkiniyle çocuğuyla herkesin kendi hayatını yaşadığını zannettiği, aslında ona gündüz dayatılan hayatın geceye ait kısmının rolünü üstlendiği, ayrık yaşam biçimlerine mi sahne olmakta? Televizyon, bilgisayar veya cep telefonlarının ekranlarına kilitlenmiş sanal dünyanın zavallı aktörlerini mi oynamaktayız evlerimizde yoksa?

Eşimize en son ne zaman muhabbetimizi izhar ettik? Sahi “elde bir olan, demirbaş olan” ve öyle algıladığımız emanetleri en son ne zaman sıcacık, içten, karşılıksız bir gülümsemeyle ve küçük heyecanlarla bezenmiş üç beş güzel sözcükle selâmladık. En son ne zaman senden, benden, işimizden, başkalarından, çocuklardan ve derslerinden değil de, “biz” den konuştuk? “Allah........

© Habername