LALE
Aşağıdan derin bir uğultu ile gelen asansörün sesi kulak kesilmeme sebep oldu. Çalan zil bizim mi diye kapıyı araladım, merakla beklemeye başladım. Müezzinin akşam ezanı için elini kulağına götürdüğü vakitti.
Allah Allah, dairenin zili de çalmadı diye söylenirken, merdivenlerden hırıltılı, nefes nefese bir ses en alt kattan en üst kata doğru yayıldı. Neden asansörü kullanmıyor ki, diye içimden geçirerek kapı aralığından sesi dinlemeye devam ettim.
Demek asansöre binen başkasıymış diye de söylendim bir taraftan da. Alel acele, birisi merdivenlerden altı katı yürüyerek ama deli gibi de soluyarak, yukarı çıkıyordu ve ses beşinci katı geçip bizim kata yönelince artık bize geldiğine kani oldum. Başımı dışarı çıkarıp merdivene doğru uzattım, en alt merdivenden görmek istedim hemen. Hala hırıltılı ve hızlı nefes alışverişleri kalbinin tiktaklarına eşlik ederken göz göze geldik.
‘Aaa Lale, dedim neden asansöre binmedin?’
‘Yok binmem ben korkuyorum, Allah kahretsin o şerefsizannemi, beni bir yere göndermez ki, onu pazara yolladım gelebilir miyim içeri?’
Temmuzun ortasında, basma çiçekli, lastikli eteği, yaşlı teyzelerin giydiği penye bordo bluzüyle ve üzerinden yaz kış çıkarmadğı bej rengi el örgüsü yeleğiyle adeta buharlaşıyor gibi sıcaklık yayıyordu. Biraz yakınından nefes alsam ter kokusunu da hissedebilirdim. Başındaki renkli, çiçek desenli tülbentini yine önden alelade bağlamış, saçının her telinden hızla ağlar gibi süzülen terlerine engel edememişti. Kalbinin tiktakları bir yelpaze rikkatiyle yüzünün terlerini kurutmak istercesine durmadan atıyor, kısılmış gözlerine terden yaşlar dolarken nefesini toplamaya çalışıyordu.
Konuştukça sıcak ve merdivenleri çıkmanın hareretiyle yapışmış dili, dudak kenarlarına tükrük parçalarını beyazca yerleştiriyordu.
Azcık dinlenince kısık gözleri yuvarlaklaştı, kapıdan başını içeri uzatıp, alel acele kolaçan etti. Heyecanlı ve yükseğe yakın bir sesle ve oldukça seri bir şekilde ‘Nereye gireyim?’diye sorarken ben salona buyur demeye kalmadı, mutfağa yönelerek hızla sordu; ‘Yemek var mı yemek?’
Daha önce de iki kere yapmıştı bunu, nereye geçiyorum diye dili sorarken, gönlünün mutfakta olduğunu biliyordum.
Bir taraftan da biraz önce altlarını söndürdüğüm yemek tencerelerine gözlerini dikip, annesine hala küfürler saydırarak çorbanın ne olduğunu sordu hızla, açıp gösterdim, ‘Olur ama tabağı iyice doldur olur mu, çok açım’ ‘Ekmek varsa’ demeye kalmadan ekmeği yetiştirdim. Öyle iştahlı, öyle temkinli ve çok güzel olmuş diye tekrarlayarak yiyordu ki, içimden geçen duyguları ayrıştırmaya çalışırken buldum kendimi.
Onu........
