menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

USUL

17 0
29.09.2026

Soğuk bir metal değer göğsümüze.

Hekim başını hafifçe yana eğer, gözleri bir noktaya takılır. Sanki artık odada değildir.

“Derin bir nefes alın…”

O dinler, biz tavanı seyrederiz. Metal birkaç yerde gezinir, sonra çekilir. Hekim bir şeyler yazar.

Sormayız. Kendi göğsümüzün sesini bir yabancının kulağında bırakıp kapıdan çıkarız.

Oysa Mesnevî’nin ilk kelimesi “Dinle”dir.

Ve dinlenen, bir neyin nefesidir.

Mevlevî âyini bir na’tla açılır. Na’t biter, semahaneye derin bir sessizlik çöker.

Sonra kudümzenbaşı, zahme denen çubuklarını kaldırır. Birkaç darbe o sessizliği yarar. Bu darbın “Kün” emrini, yaratılışın ilk sözünü hatırlattığı söylenir.

Ardından ney yükselir. Neyin üflenişi kimine göre ilahî nefesi, balçığa üflenen ruhu anlatır; kimine göre Sûr’unsesiyle dirilişi. Taksim biter bitmez semazenler ellerini yere vurup ayağa kalkar. Bu darbeye Darb-ı Celâlî derler; dirilişin darbesidir.

Âyin boyunca nefesi ney verir, usûlü kudüm tutar. Kudüm iki sesle konuşur: düm ve tek. Biri ağır, biri hafif. Ney ise kendi nefesiyle ses vermez; üflenene kadar bir kamıştan ibarettir.

Bir de kendi göğsümüze kulak verelim.

Nefes gelir, gider. Uzun bir günün sonunda göğsümüzden çıkan o derin nefesi hepimiz biliriz; bir yük........

© Habername