menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

GÖZLER AH, AHVEL GÖZLER

9 0
13.10.2026

Göz polikliniğinden hasta notları

Bekleme salonu tıklım tıklım. Sıra numaratörü durmadan ötüyor.

Kimse şikâyetçi değil. Doktoru en çok yoran da bu: Hastalar hasta olduklarını bilmiyor. Çoğu "işyeri istedi" diye gelmiş, birkaçı "kontrol" için, biri de sadece klima için.

Duvarda o bildik tablo asılı. En üstte kocaman bir harf, aşağı indikçe küçülen satırlar. Ama bu poliklinikte en üst satırda "E" yazmıyor.

Kocaman, kalın, kırmızı harflerle yazıyor: HARAM.

Dört metreden okunması gerekiyor. Salondakilerin çoğu okuyamıyor.

Biz de salondayız. Elimizde bir fiş var; numarasına bakmadan cebe koyduk. Kontrol için geldik, nasılsa bizde bir şey yok. Kapıya en yakın sandalyeyi seçtik.

İçerisi oradan iyi duyuluyor.

Hasta 1. Tanı: Renk körlüğü.

Takım elbiseli, ayakkabısı parlak, kol saati pahalı.

"Gözümde bir şey yok doktor bey, kredi için sağlık raporu istediler."

Doktor renkli noktalardan oluşan o test kitabını açıyor. Sayfada kırmızı noktaların arasına yeşille bir kelime gizlenmiş.

Sonraki sayfa. "Kâr payı."

Sonraki. "Fonlama maliyeti."

Sonraki. "Pozitif reel faiz… pardon, reel getiri."

Doktor kitabı kapatıyor. Dört sayfada da aynı kelime yazıyordu. Hasta her seferinde başka bir şey okudu. Renk körü kırmızıyla yeşili ayırt edemez; kavşakta da, bankada da.

Bu hastalığın ilk vakası on dört asır önce Kitab'a kaydedilmiştir: "Alışveriş de faiz gibidir" dediler. Oysa Allah alışverişi helal, faizi haram kılmıştır. (Bakara 2/275) Aynı ayet, bu hastaların o gün nasıl ayağa kalkacağını da anlatır: şeytan çarpmış gibi sendeleyerek. Rengi ayırt edemeyen gözün sahibi, yolu da ayırt edemez.

Doktor reçeteyi uzatıyor. Hasta bakıyor, kaşları çatılıyor:

"Bunun taksitlisi yok mu?"

Salonda kısa bir kahkaha. Yanımızdaki kulağımıza eğiliyor: "Bunlar hep böyle, bankayla yatar bankayla kalkarlar." Başımızı sallıyoruz.

Hasta 2. Tanı: Hipermetropi.

Hipermetrop uzağı görür, yakını seçemez.

Bu hasta ufku çok iyi görüyor. Okyanus ötesindeki ahlak tartışmalarını, başkasının kalbini, başkasının niyetini, başkasının ne giydiğini santim santim seçiyor.

"Doktor bey, önemli olan içtir. Benim kalbim tertemiz."

Doktor aynayı çeviriyor. Hasta aynadakini seçemiyor.

Kalbe bakan Rabbimiz, kalbin ilk emrini bedene vermiştir. (Nûr 24/31; Ahzâb 33/59) Kalp gerçekten temiz olsaydı, elbise bundan habersiz kalmazdı. İç ile dış arasına duvar örüp duvarın bir yüzünü boyuyor, öbür yüzünü "zaten görünmüyor" diye bırakıyorsak, anlattığımız iç temizliği değil, iç rahatlığıdır.

Bekleme salonundaki bazı erkekler bu hastaya bıyık altından gülüyor.

Biz gülmüyoruz. Biz sadece bakıyoruz: Ne giymiş, ne giymemiş, santim santim.

Oysa sıra hepimize gelecek. Çünkü Kur'an'da örtünme emrinden bir ayet önce, erkeklere gözlerini haramdan sakınmaları emredilir. (Nûr 24/30) Bakmayı kendimize hak, örtünmeyi yalnız kadına yük sayıyorsak, hipermetropa gülmek yerine az ötedeki sandalyeye oturalım.

Sıradaki tanı bizi bekliyor.

Hasta 3.........

© Habername