ZİL ÇALAR, DÜNYA DEĞİŞİR
Somali Günlükleri – 9
ZİL ÇALAR, DÜNYA DEĞİŞİR
Bir Milletin Vicdanı Bagaja Sığmaz
Hayatımda yepyeni bir dönem başlıyor. Ama bazı başlangıçlar, sadece bir hayatı değil; bir bakışı değiştirir.Yetim duyarlılığının şahikası olan bu eğitim kompleksi, dünyanın pek çok bölgesinde açılmış iyilik kapılarından yalnızca biri. Görev yapacağım yer de o kapılardan birinin eşiği. Ama buradaki görevim sadece sınıfta Türkçe dersiyle sınırlı değil; aynı zamanda bu bölgedeki yardımların koordinasyonunu da yürüteceğim.
Deniz Feneri Derneği Ankara Şubesi'nin, Tahiroğlu Ailesi'nin büyük desteğiyle hayata geçirdiği bu kurumda görevlendirilmek…
Resim 1 Tahiroğlu Eğitim Külliyesi/Buhodle
Bu bir görev değil. Bu bir çağrı.
Bu bir meslek değil. Bu bir emanet.
Türk insanının merhameti, mazlum coğrafyalarda can suyu olmaya devam ederken, bu akışın içinde olmak…
Bazı şeyler anlatılmaz. Ancak yaşandıkça insanın içine
Eğitim, insanın dünyaya verdiği anlamı büyütür. Ama aynı zamanda omzuna bir ağırlık bindirir.
O ağırlık… İnsanı ya ezer, ya da büyütür.
Kampüs girişinde iki dil yan yana: "İsmet ve Fatma Tahiroğlu Eğitim Külliyesi."
Yanında Deniz Feneri'nin logosu. Sekiz yıldır orada.
Trabzonlu Tahiroğlu Ailesi, anne ve babalarının adını dünyanın bu unutulmuş köşesine emanet etmişti.
Üç yüz bin dolarlık bir inşaat… Ama mesele beton değil.
Her ay akan on bin dolar… Ama mesele para değil.
Yatakhane… Yemekhane… Mescit… Derslik…
Ramazan erzakı… Kurban… Yetim hamilikleri…
Bu bir bağış değil. Bu bir akış.
Nefes alan, dolaşan, büyüyen bir merhamet sistemi.
Bazı isimler yazılmaz, kazınır. Bazı iyilikler yapılmaz, bırakılır.
Ve bırakılan iyilikler, zamanın aşındıramadığı tek izdir.
İyilik tek seferlik yapılırsa yardım olur. Süreklilik kazanırsa medeniyet olur.
Bu coğrafyada eğitim bir hak değil, bir ihtimal.
Her on çocuktan altısı ya okula hiç gidemiyor ya da yarıda bırakıyor.
Burada çocuklar sadece ders görmüyor. Tutunuyorlar.
Bu yüzden burası bir okul değil , bir istisna, belki de bir kader müdahalesi.
Kapıda dururken şunu hissettim:
İçeri giren sadece ben değildim.
Bir milletin vicdanı, benimle birlikte sınıfa giriyordu.
Resim 2 Issızlığın Ortasında Bir Merhamet Kalesi
Vakit çok geç değil. Çalışma odama geçtim.
Bu coğrafya için lüks sayılan bir masa ve kolçakları olmayan bir koltuk.
Laptop var. İnternet var.
Bugün için bunlar medeniyet demek.
A1 seviyesinden başlayarak plan yapıyorum. Tanışma. Selamlaşma. Bir dilin ilk nefesi.
Camsız pencereden dışarı baktım.
Mescidin yanındaki bayrak direkleri…
Türk ve Somali bayrağı yan yana dalgalanıyor.
Resim 3 Camsız Penceremden Gördüklerim
Bir hocamın sesi zihnimde yankılandı: "Bayrağın dalgalandığı her yerde öğretmenlik yapacaksınız."
Altı bin kilometre ötede… Söz, gerçeğe dönüştü.
Öğretmenlik meslek değildir. Bir nöbettir.
Ve bazı nöbetler sınıfta değil, tarihin içinde tutulur.
Duvarlarda kertenkeleler… Havada sinekler, çekirgeler…
Ben onları izliyorum. Belki onlar da beni.
Bir kediye "psi psi" dedim. Kaçtı.
Demek ki yabancılık tek taraflı değil.
Ama şunu öğrendim: Yabancı olmak korkutucu değil… Dikkatli bakarsan öğreticidir.
Elektrikler kesildi. Beklemeden yattım.
Her kalkış bir operasyon.
Cibinliği kaldır… Düşmanı uyandırma… Süzül…
Adeta bir bordo bereli disiplini.
Bazı coğrafyalarda uyumak bile bir stratejidir.
Sabah: Suyun Azlığı, Niyetin Çokluğu
Muhammed hoca kapımı tıklattı.
Damla damla akan suyla abdest aldım. Mescide gittim.
Çocuklardan oluşan cemaatle sabah namazı kıldım.
Caminin içi böcek dolu… Lambanın etrafını sarmışlar.
Ama ışık yine de vardı.
Çünkü ışık elektrikten değil… Niyetten doğar.
Zaman burada farklı akıyor.
Uzun kış yok. Uzun yaz yok.
Zaman her yerde akmaz. Bazı yerlerde yaşanır.
İnsan gittiği yere alışkanlıklarını değil… Açlığını götürür.
Resim 6 Cemaat Çocuklardan Oluşmaktadır.
Mescidin önünde sınıf sınıf sıra olmuş öğrenciler tören için bekliyordu. Her gün derse başlamadan bu törenler yapılıyor; o günkü duyurular, sabah duası, sonra herkes kendi bloğuna dağılıyor. Erkek öğrenciler toprak zemine oturmuş bekliyordu; kızlar ise ayakta, sessiz.
Bir öğretmen mikrofonla konuşma yapıyordu. Ön sıradaki kız öğrenciler Türk Bayrağını tutuyorlardı. Merak ettim ve . Sharmarke'ye sordum. Aldığım cevap daha da şaşırttı: ertesi gün 31 mart Pazar günü Türkiye'de seçim vardı. Buhoodle denilen, kuş uçmaz kervan geçmez bu beldedeki bir okulda, öğretmenler ve öğrenciler seçimlerin hayırlı geçmesi için dua ediyordu.
O an şunu anladım: bazı bağlar haritada görünmez.
Mesafe vardır. Ama dua mesafe tanımaz.
Bazı dualar, haritayı iptal eder.
Resim 8 Erdoğan İçin Dua Eden Öğrenciler
2011'de dünya Somali'yi unutmuştu. Kıtlık tüm ülkeyi kasıp kavururken, yıllar sonra Mogadişu'ya bir Türk uçağı inmişti. O günden bu yana Somaliler Türk kardeşlerini, özellikle Erdoğan'ı yürekten bağrına basmıştı.
Bu siyasi değildi. Bu parti aidiyeti değildi. Bu, yıllar önce uzatılan bir ele duyulan saf vefaydı.
Ve o vefa, bir okul töreninde, bir bayrakta şaha kalkıyordu.
Resim 9 Mescid Yönetim Birimi Ve Türk Sınıfı Yapacağım Blok Önünde Öğrencilere Konuşma Yapan Afi Öğretmen
Sınıf: Niyetle Başlar
Sharmarke Türkiye'de üniversite okumuş; hem yönetici hem öğretmen. Lise öğrencileri bu yüzden Türkçeye tamamen yabancı değil. Ama ortaokul ve ilkokul için bu bir ilk.
Sınıfa girdim. Öğretmen masası yok; bilgisayarı ön sıraya koydum. Duvarda priz var ama işlevsiz. Laptop ısınıyor, kapanıyor. Tahta kalemi ilk derste kurudu, kapağını her seferinde kapatıyorum.
Tahta var. Başka hiçbir şey yok. Ne kitap, ne materyal. Ama ders var.
Çünkü eğitim araçla başlamaz, niyetle başlar.
Merhaba'yla başladık. Yazıyorlar, okuyorlar, dramatize ediyoruz. Ama fark ettim: yazı var, ses yok. Türkçenin harfleri defterde duruyor ı, ö, ü, ş gibi ama ağızda kayboluyor. Çünkü bir dil yazıyla başlar, ama sesle yaşar.
Kız öğrenciler çok sessiz; erkekler daha açık ama temkinli. Bir öğrenci konuşurken ağzını örtüsüyle kapatıyor. Mesafe sadece dilde değil, bedende de var.
Bazı öğrencilerin defteri yok. Olanlar tek defterde tüm dersleri taşıyor.
Muallim… Macalin… Aynı kök, farklı ses. C harfi burada Arapça gayn gibi söyleniyor. Dil sadece iletişim değildir; bir hafızadır. Ve her hafıza, kendi sesiyle konuşur.
Öğrenciler tükenmez kalem kullanıyor, silgi yok. Yanlış silinmiyor, üzeri çiziliyor. Bazı coğrafyalarda insanlar hatalarını silerek değil, üzerini çizerek yaşar.
Çünkü burada hayat, silgi vermez.
Kütüphane var, ama kitap yok. Boş bir mekân. Ama bazen bir mekânı anlamlı yapan içindeki eşya değil, içine giren niyettir.
Çocuklar el sallıyor: "Muallim Davut!"Ama bazen bir mekânı anlamlı yapan
içine giren niyettir.
Çocuklar el sallıyor:
Ben buraya ders anlatmaya gelmedim. Şahit olmaya geldim. Ve kendi kendime söz verdim Geldiğim gibi devam etmeyeceğim. Eğitim değişimdir. Ve ben değişimin ruhuna dokunmuştum.
Bir zil çaldığında sadece ders başlamaz.
Ve bazen… o dünya, insanın içindedir.
