menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Obsesyonelin İç Dünyasına Yolculuk

28 0
08.09.2026

Bir restoran düşünün. Saat akşam yediyi geçmiş, salon yarı dolu. Bir adam tek başına oturuyor, önünde menü. On dakikadır aynı sayfaya bakıyor. Garson yaklaştığında göz temasından kaçıyor, parmağıyla bir şeyi işaret edip vazgeçiyor. Diğer masalar çoktan sipariş vermiş. Garson üçüncü kez geldiğinde adam “Ne önerirsiniz?” diyor. Garson bir şey söylüyor, adam başını sallıyor, kurtulmuş gibi rahatlıyor. Sonra garson arkasını dönerken yüzüne yeni bir endişe çöküyor: “Ya yanlış seçtiysem?”

Bu adam, Alain Abelhauser’ın Sonsuz Şüphe – 40 Derste Obsesyonel adlı eserinde tarif ettiği kişiliğin ta kendisi. Abelhauser, bir antropolog gibi obsesyonelin günlük hayatındaki bu küçük sahneleri gözlemler ve her hareketin altında psikanalitik bir mekanizma bulur. Bu yazıda onun gözlüğünü takıp o restorandaki adama, belki de kendi içinizdeki şüpheci sese yakından bakacağız.

Abelhauser’a göre obsesyonel kişi “senin benim gibi biridir.” Onu diğerlerinden ayıran tek ve baskın özellik şüphedir. Ama bu sıradan bir “Acaba?” değil; kişinin varoluşuna sızmış, kemikleşmiş, ikinci doğa haline gelmiş bir şüphedir. Abelhauser bunu zayıflık olarak değil, varoluşun temel taşı olarak okur. Obsesyonel için şüphe, hayata “yerleşmek, oraya sızmak” için bir yoldur. Daha ilginci, şüphe hem arzusunu canlı tutar hem de ondan korunmasını sağlar. Restorandaki adam ne istediğini bilir ama seçtiği anda diğer seçenekler sonsuza dek yok olacağı için kıvranır. Seçim yapmak, onun için yas tutmaktır. Bu yüzden şüpheyi bir sisteme, kararsızlığı bir karara dönüştürür.

Peki bu adam neden karar veremez? Abelhauser’a göre seçim yapmak obsesyonel için işkencedir. Çünkü ne seçerse seçsin, “esas olanı kaybedeceğini”........

© Haberler