menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Asimilasyon

25 0
12.03.2026

Dünyada asimilasyona en açık milletlerden birisi de kanaatimce Türklerdir. Bunun en bariz örneğini Karakeçililerin toplantısında görmüştüm. Şanlıurfa’dan gelenler Arapça, Tatvan’dan yola koyulanlar Kürtçe, Ankara’dan katılanlar ise Türkçe konuşuyordu. Ama hepsi uzak-yakın akrabaydılar…

Hakeza özbeöz Türk çocuklarının; Atatürk karşıtı olabilmesi, Türkçe-Arapça ikileminde Arapçaya kutsiyet arz edebilmeleri, bölücülük yapabilmeleri hatta PKK içinde yer almaları, Türk Milliyetçiliğini haram olarak görürken aynı vatanda ayrılıkçılığa hoşgörüyle bakmaları gibi basit ve fakat uzun vadede içinde tehlikeler barındıran örnekler… Öte yandan gönlümüze su serpen örnekleri de unutamayız.

Bizim Bulanık’ta Ahıskalı ve Şavşatlı Türklerin çalışkanlığı ve acarlığı hep dikkatimi çekmişti. Ayrıca dayanışmaları. Bir hemşerimiz ABD ziyaretinde kendisini bulan Ahıskalı Türk’e sorar, “…bizi koca ülkede nasıl buldunuz?” El cevap, “…zalim Stalin bile bizimle baş edemedi, bir düdük çalımı mesafedeyiz, gerektiğinde hemen toplanırız, burada seni mi bulamayacağız.” Bu cevabıyla hem şaşırtır hem de güldürür.

Ahıskalı Türkler Grubu olarak, Ankara’da “Liman Cafe ve Kitabevinde” iftara davetliydik. Ocak 2018’den beri faaliyet gösteren mekân, ben bir kültür merkeziyim diyor. Açılışına da katıldığım kitapevi, tam 3000 metrekare büyüklükte, raflarının uzunluğu 5500 metre, yani 5.5 kilometre... Yok yok… Dünya klasiklerinden yerli eserlere, bilim kitaplarından çocuk serilerine, eğitim araçlarından dijital konsepte kadar yayın adına ne ararsan var.

Burası aynı zamanda bir kafe, bir lokanta. İstediğiniz kitabı alın, kahvenizi-çayınızı yudumlarken, damak zevkinize uygun lezzetler tatmak da mümkün. Gerçekten gurur verici bir mekân. Giderseniz, haklıymışsın diyeceğinizden eminim…

Türk-Kafkas kültürünü yaşatmak üzere belli zamanlarda yapageldiğimiz toplantı, bu kez mübarek Ramazan dolayısıyla iftara vesile kılındı. Yemekte, tabak altlıkları beni çok etkiledi.

Kahverengi saman kâğıttan 30*40 cm ebatlarındaki altlığın üst kısmında, “Dünyaca ünlü yazarlarımız Liman’da ne yerdi?” sorusu sorulmuş. Ve alt kısımlarda da yerli yabancı 13 şair-yazarın fotoğraflarıyla birlikte isimleri ve soruların cevapları verilmiş…

Tam bir “Kültür Merkezi” sunumu, resmen gel gel diyor. Kimler mi var? Bakalım…

Margaret Atwood (Her Kanadalı gibi o da bir patates kızartması sevdalısıydı),

Mehmet Akif Ersoy (En sevdiği yemek Tavuk Çorbası, en sevdiği meyve Armuttu),

John Steinbeck (Kızarmış ekmek yemeyi çok severdi),

Sezai Karakoç (Ortaokul yıllarını Maraş’ta okuyunca Maraş yemekleri onun vazgeçilmezi oldu),

Agahta Christie (Bol kremalı kahve severdi. Ve kahvesinin kreması bitince kahve içmeyi bırakırdı),

Walt Whitman (Gerçek bir et severdi.),

Franz Kafka (Vazgeçemediği süt evet, evet süttü.),

Nazım Hikmet Ran (Günde 7-8 bardak Türk Kahvesi içerdi.),

Cemil Meriç (Kızı Ümit Meriç babasının Çalı Fasulyesini çok sevdiğini söylemişti.),

Sabahattin Ali (Çaysız yapamazdı.),

Jorge Luis Sorges (Oldukça sade yiyecekleri tercih ediyordu. Örneğin tereyağlı pirinç pilavı.),

Necip Fazıl Kısakürek (“Çaycı getir ilaç kokulu çaydan, dakika düşelim senelik paydan”, diyerek çay içerdi.)

Ve Balzac (Kahve bulamadığında çekirdeğini çiğnerdi.)

İftardan sonra dağılırken kitapevinde çok sayıda genç gördüm. Kimi iftarını yapmış, masalarda kitap okuyor, kimi de raflarda eser inceliyor. Garip bir duygu ama asimilasyon endişemi o anda unutmuş gibi hissettim. Atimizin garantisi gençlik gururumu okşadı… Ve geçmişi hatırladım. Yedi düvel bir oldu, ihanet pususunu kurdu, Payitaht İstanbul bile işgal edildi ama Türk’ün gücü, birliği ve imanı hepsini yok etmeye yetti…

Es-selam olsun, ves-selam olsun, has-kelam olsun, vatanını canından özge tutanlara…


© Habererk