Hikmet hadis değil derin anlama kabiliyeti
Hikmet, Kur’an’ı doğru kavrama kabiliyeti, ayetleri bağlamıyla anlama, İlahi ölçüyü hayata geçirme bilincidir.
***
Tarih boyunca Müslümanlar arasında en çok tartışılan konulardan biri de ayet metinlerinde geçen “Hikmet” kavramı yüklenen anlam olmuştur.
Bu ifade Kur’an’da birkaç yerde “Kitabı ve Hikmeti” şeklinde geçer:
“Rabbimiz! İçlerinden onlara senin ayetlerini okuyacak, onlara Kitabı ve hikmeti öğretecek ve onları arındıracak bir peygamber gönder. Şüphesiz sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin.” (Bakara, 129)
“Nitekim içinizden size ayetlerimizi okuyan, sizi arındıran, size Kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderdik.” (Bakara, 151)
“Andolsun ki Allah, mü’minlere büyük bir lütufta bulundu: İçlerinden onlara Allah’ın ayetlerini okuyan, onları arındıran, onlara Kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderdi. Oysa onlar daha önce apaçık bir sapıklık içindeydiler.” (Âl-i İmran, 164)
“Allah sana Kitabı ve hikmeti indirdi ve sana bilmediklerini öğretti. Allah’ın sana olan lütfu çok büyüktür.” (Nisâ, 113)
Bu ayetler aynı ilahî programı anlatır. Birlikte okunduğunda Kur’an, peygamberin görevini ve “Kitap ve Hikmet” ilişkisinin ne olduğunu kendi kendine açıklar.
Ayetlerde geçen ifadeler Resullerin temel görevlerini açık biçimde ortaya koymuştur.
Yukarıda mealleri verilen ayetlerde ortak fikir olarak Resullerin görevi, “Ayetleri okumak, arındırmak, Kitabı ve Hikmeti öğretmek” şeklindedir.
Kur’an’da “Kitap” kelimesi hiçbir yerde hadis, rivayet, sözlü gelenek anlamında kullanılmaz.
Kur’an’a göre ayetlerde hikmet ise, kitabın doğru anlaşılması ve yerli yerince uygulanmasıdır.
Hikmet, “Kur’an’ı doğru kavrama kabiliyeti, ayetleri bağlamıyla anlama, İlahi ölçüyü hayata geçirme bilinci” demektir. Bu hususta Nisâ 113. Ayet çok açıktır. Ayette “Kitap” indiriliyor ve ardından “Hikmet” öğretiliyor. Burada hikmet, kitaptan bağımsız ikinci bir vahiy değil, Kitap sayesinde öğrenilen ilahî anlayıştır. Hikmet, kitabın içinde kazanılan bir yetkinliktir. Hikmet kavramına “Hadis” anlamı yüklemek aşırı zorlama bir yorumdur. Çünkü Bakara 151 ve Âl-i İmran 164. ayetlerde belirtildiği gibi “Hikmet her mü’mine öğretiliyor.” Şeklindeki ifade bunu imkânsız kılar. Hikmet yüzyıllar sonra derlenmiş hadis olsaydı her mü’mine hikmet öğretilmesi söz konusu olamazdı.
Kur’an’da “Hikmet” hiçbir zaman, “Peygamberin Kur’an dışı sözleri” diye tanımlanmaz. Bu iki kavramın “Kur’an ve Hikmet” şeklinde birbiri peşine gelmesi birinin metin (Kitap) birinin metni doğru anlama becerisi (Hikmet) olmasındandır.
Kitabı herkes okuyabilir. Hikmet, onu yanlış sapmadan anlayabilmektir. Bu yüzden Kur’an’da Kitap verilip hikmet verilmeyenler eleştirilir ve Hikmet, Allah’ın büyük lütfu sayılır. “Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, ona gerçekten çok büyük bir hayır verilmiştir. Bunu ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.” (Bakara, 269)
Buradan şunu açık biçimde anlayabiliriz: Resullerin görevi yeni din koymak değil, Kur’an’ı okumak, öğretmek, arındırmak ve doğru anlamayı öğretmektir. Hikmet, Kur’an’dan kopuk ikinci bir kaynak değil, aksine Kur’an’la kazanılan ilahî anlayıştır.
Yukarıdaki özet açıklamalardan sonra tarih boyunca Hikmet kavramı çerçevesinde dönen tartışmaları birkaç başlık altında kategorize edebiliriz.
Birincisi “Hikmet” kavramına “Hadis” (Sünnet) anlamını yükleyen yaygın Sünni yorumdur. Klasik Sünni âlimlerin çoğu hikmeti, Peygamber’e verilen sünnet olarak yorumlamıştır.
Bunu yaparken gerekçe olarak da fikirlerini, “Ayetlerde kitap zaten Kur’an ise, hikmet ondan farklı ama onu açıklayan bir şey olmalıdır. Peygamber sadece ayetleri okumadı, nasıl uygulanacağını da öğretti. Namazın rekâtları, hac menasiki gibi ayrıntılar Kur’an’da yok, uygulama ile geldi.” Şeklinde özetlediler.
Bu oldukça zorlama bir yorum olan yaklaşımda, “Kitap” Kur’an olarak anlaşılırken “Hikmet” ise Peygamber’in öğrettiği söz, fiil ve açıklamalar şeklinde özetlenen “Hadis-Sünnet” olarak kabul edilmiştir.
İkinci düşünce akımı ise hikmeti, “Doğru anlama ve yerinde uygulama yeteneği” olarak anlamışlardır. Özellikle dil ve bağlam merkezli çalışmalar yapan birçok müfessir hikmeti daha genel bir anlamda şöyle tarif etmişlerdir:
“Hikmet, Kur’an’ı doğru anlama kabiliyeti, bilgiyi yerli yerinde kullanma, hüküm verirken adalet ve isabetli olma, İlahi mesajın hayata aktarılma bilincidir.”
Bu yoruma göre, Hikmet, metnin kendisi değil; metni hayata dönüştüren akıldır.
Nitekim bu husus Kur’an’da, “Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, ona gerçekten çok büyük bir hayır verilmiştir. Bunu ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.” (Bakara, 269) ayetiyle ortaya konmuştur.
Burada hikmet açık biçimde ezber bir bilgi değil, derin kavrayış olarak ortaya konmuştur. Bu yorum Kur’an ile uyuşan bir mahiyettedir.
Üçüncü anlayış ise hikmeti “Peygamberliğin pratik ve ahlaki boyutu” olarak ele almıştır.
Bazı klasik âlimler ise meseleyi, “Hikmet sadece hadis külliyatı değildir ama Peygamber’in örnekliği, ahlakı, uygulaması bu hikmetin içindedir. Hikmet, vahyin canlı hayata dönüşmüş hâlidir.” şeklinde anlamışlardır.
Burada en önemli nokta, Kur’an’da hikmet hiçbir yerde “yazılı ikinci bir vahiy” diye tanımlanmamasıdır. Bu yorum sonradan gelenekçiler tarafında ileri sürülmüştür.
HİKMETİ SÜNNET SAYMANIN GETİRDİĞİ PROBLEMLER
“Hikmet eşittir hadis ve sünnettir.” yorumunu kabul eden klasik Sünni yaklaşımının dayandığı ayetlerden çıkardıkları anlamlar sorunludur.
“Rabbimiz! İçlerinden onlara Senin ayetlerini okuyacak, onlara Kitabı ve hikmeti öğretecek ve onları arındıracak bir peygamber gönder. Şüphesiz Sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin.” (Bakara, 129)
“Andolsun ki Allah, müminlere büyük bir lütufta bulundu: İçlerinden onlara Allah’ın ayetlerini okuyan, onları arındıran, onlara Kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderdi. Oysa onlar daha önce apaçık bir sapıklık içindeydiler.” (Âl-i İmran, 164)
Bu ayetlerde ileri sürdükleri fikir, “Ayetteki kitap Kur’an ise, Hikmet ayrı bir öğretim yani Kur’an dışı vahiy olan sünnettir.” şeklindedir. Bu yorumu savunanlar, Peygamber’in sadece metin aktarmadığını, öğretici ve rehber olduğunu vurgular. Ama burada ciddi sorunlarla karşılaşırlar.
Kur’an hiçbir ayette “Hikmet eşittir sünnet” ve “Hikmet, Peygamber’in Kur’an dışı sözleridir.” dememiştir. Bu tür açıklamalar zorlama olarak çıkarılan beşeri yorumdur, ayetin açık beyanı değildir. Çünkü Kur’an Lokman 12. Ayette hikmetin peygamber olmayanlara da verildiğini beyan eder.
“Andolsun ki biz Lokman’a hikmeti verdik: ‘Allah’a şükret.’ Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim nankörlük ederse bilsin ki Allah zengindir, övülmeye layıktır.” (Lokman, 12)
Lokman peygamber değildir. O hâlde bu ayete göre Lokman’a verilen hikmetin sünnet olması imkân dışıdır.
Yine sünnete dayanak yapılan ve mahiyetleri,........
