menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Karadeniz'de Vurulan Sadece Gemi Değil

25 0
13.07.2026

5 Nisan'da bu köşede, Hürmüz'den Karadeniz'e uzanan ateş çemberini ve o çemberin ortasında vardiya tutan denizcilerimizi yazmış; dünya petrol fiyatını, navlunu ve sigorta primini tartışırken bizim aklımızın o çelik gövdelerin içindeki "can"da olduğunu söylemiştim. Aradan geçen birkaç ayın sonunda keşke yanılmış olsaydım, diyorum. Ne yazık ki son bir haftada Karadeniz ve Azak Denizi'nden gelen haberler, savaşın yalnızca sivil denizciliğe yaklaştığı yolundaki endişemizi doğrulamakla kalmadı; tehdidin artık doğrudan gemilerin bordasına dayandığını gösterdi.

 Rakamların İçindeki İnsan

Bilançonun tartışmalı olduğunu kabul ederek başlayayım. Ukrayna, doksan altı saatte otuz beş, bu yazı yayına hazırlanırken yaptığı son açıklamada ise 6–12 Temmuz haftası boyunca toplam doksan gemiye saldırı düzenlediğini; tek bir gecede yirmi bir tankerin, dört römorkörün, iki kargo gemisinin ve bir tarak gemisinin vurulduğunu söylüyor. Rusya ise aynı dalgada yalnızca dört geminin hedef alındığında ısrarlı. Savaşın sisi içinde her iki tarafın rakamına da ihtiyat payı bırakmak, hiçbirini kesinleşmiş bir bilanço gibi sunmamak gerektiğini biliyorum. ([AP News][1])

Ama açık konuşayım: benim derdim aritmetik değil. Sayı doksan da olsa dört de olsa, o gemilerin her birinde kaptanıyla, başmühendisiyle, vardiya zabitiyle, yağcısıyla, aşçısıyla insanlar yaşıyor, çalışıyor, nöbet tutuyor. Karadaki harekât merkezinden bakan göz için bir gemi, ekranda kayan küçük bir hedeften ibaret olabilir; biz denizciler o küçük işaretin içinde bir ömrün, bir ailenin ve bir memleket hasretinin durduğunu biliriz.

 Ateş Bize de Değdi Bu hafta Türk denizciliği de o ateşin sıcaklığını iliklerinde hissetti. 7 Temmuz'da, Türk işletmesindeki Marshall Adaları bayraklı YASA POLARIS, CPC terminali açığında yükleme sırası beklerken bir dronun hedefi oldu; bereket gemi balasttaydı, mürettebat sağ salim, gövdede görünür hasar ve denizde kirlilik yok. Saldırının failine dair resmî bir üstlenme bulunmadığını da not edelim; spekülasyon bu köşenin işi değil. ([SeaNews Türkiye][2])  Birkaç gün sonra bu kez Türk bayraklı SABAHAT TELLİ, Taganrog'daki saldırı dalgasında isabet aldı; gemide çıkan yangın söndürüldü. Uluslararası kayıtların 4.442 dwt'lik küçük tonajlı bir kimyasal-petrol ürünleri tankeri olarak tanımladığı bu geminin hasar boyutunu, ilgililerin açıklamaları netleştirecektir. ([Deniz Haber][3])

İki gemimizden de can kaybı haberi gelmemesine şükrediyorum. Ne var ki korktuğumuz eşik başka bir güvertede aşıldı: 11 Temmuz'da Rostov Valisi'nin ağzından öğrendik ki Taganrog Körfezi'nde vurulan gemilerden metanol yüklü tankerde bir denizci hayatını kaybetti. Bu savaşın sivil denizciler hanesine artık bir can yazıldı. Sağ kalanlar içinse "mürettebat kurtuldu, mesele kapandı" demeye kimsenin hakkı yok. Bordadaki sacı değiştirirsiniz, yanan kabloyu yenilersiniz; peki saldırı anında köprü üstünde duran insanın içine yerleşen korkuyu hangi tersanede onaracağız? Gece vardiyasında gökyüzünde dron sesi arayan denizcinin uykusunu hangi poliçe iade edecek?

 Savaş, Yükün Cinsine Bakmıyor

Bir yanılgıyı da düzeltmek gerekiyor: bu artık yalnızca petrol tankerlerinin meselesi değil. Vurulanlar arasında kargo gemileri, römorkörler, hatta bir tarak gemisi var; Don–Azak Kanalı süre belirtilmeksizin trafiğe kapandı, Kerç Boğazı geçiş başvurularını askıya alındı. Rusya'nın buğday ihracatının dörtte birine varan bölümünün bu güzergâhtan aktığı düşünülürse, vurulan gemi petrol taşımasa bile kesilen şeyin milyonlarca sofraya giden tahıl olduğu görülür. ([The Guardian][4]) Üstelik ateş tek yönden de gelmiyor; 12 Temmuz'da Rusya'nın Odessa, Çornomorsk ve İzmail Limanlarına yönelttiği saldırılarda St. Kitts ve Nevis bayraklı sivil bir kuru yükçünün hasar gördüğü haberleri düştü. Tanker, kuru yükçü, römorkör, balıkçı teknesi; hepsi aynı gökyüzünün altında, aynı belirsizliğin içinde.

 Köprüüstündeki İnsanı........

© Habererk