menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Prof. Dr. Mevlüt Uyanık: Türk-İslam sentezi ve Türk-İslam ülküsü ayrımı üzerinden 1980 sonrası Türk siyasetinin tahlili III Türk İslâm ülküsünü yoğuranlar

275 0
10.05.2026

S. Ahmet Arvasî’nin günlük yazıları derlenip, Türk-İslâm Ülküsü adıyla bir seri şeklinde yayımlandı. Bu eserlerine bakıldığında Ülkücü hareket ve Türk Müslümanlığı tasavvurunda teorik bir ayrım noktasına işaret ettiği düşünülür. Arvasî’nin Türk- İslâm Ülküsü ile Alparslan Türkeş Türk- İslâm sentezi, BBP ve Nizam-ı Alem Ocakları ile MHP ve Ülkü Ocakları arasında bir farklılaşmanın başladığı iddia edilmektedir. Bora’ya göre Ocak Türk Ocakları ve Ülkü ise Ziya Gökalp'in mefkure kavramını çağrıştırıyordu.

MHP-BBP Ayrışmasının Teorik Temeli; Türk-İslâm Ülküsü ve Türk-İslâm Sentezi Farkılaşması mı?

Bu hususu netleştirmek için “Neden Türk İslâm Ülküsü” adlı yazısının derlenen kitabın ilk makalesi olarak konulduğundan hareketle okumalar yapalım. Emperyalizmin “kapitalist ve kızıl” boyutlarına direnmek için Türk milliyetçisinin görevinin ülke içinde kamplaşmayı engelleyerek «güya Türkçü» ve «güya İslâmcı» cepheler meydana getirmek isteyenlerin oyunlarını bozmak olduğunu söyler.

Müslüman-Türk olarak Türk-İslâm kültürü, Türk-İslâm medeniyeti, Türk-İslâm ülküsü ifadelerini günceller. Artık «sentez», tez ile anti-tez arasında salınmak yerine, “Türklük şuur ve vakarına, İslâm, imân, aşk, ahlâk ve aksiyonuna sahip, Türklüğü bedeni, İslâmiyet'i ruhu bilen, milletini teknolojik hamlelerle dünyanın bir numaralı dev]eli yapmak özlemi ile çırpınan, dünya Türklüğünün, İslâm dünyasının ve bütün mazlum milletlerin ümidi olmaya namzet bir gençlik yetiştirmek için «Türk-İslâm sentezi» ifadesini yeterli görmez. Bunun yerine, Arvasi, «Türk-İslâm Ülküsü» önerir.

Bu noktada Marksist diyalektiğin “tez" ile "antitez" arasında bir çatışma ve "sentez"in, bu çatışan değerlerden farklı olarak ortaya çıktığını belirterek, "diyalektik", teriminin bir bakıma "sistemin mantığı"nı ifade ettiğini belirtir. “İslâm'ın da kendine mahsus bir diyalektiği (bu terimi kelam ilmi ve teküllüm ile karşılar)  var mıdır? İslâm "vahye" ve "peygamber tebliğine" dayandığına göre, bir felsefî sistem olmadığına göre, onun kendine mahsus bir "mantığı" olabilir mi?” sorusunu sorar.

Bunun cevabını İmam-ı Gazzâlî (M.1058-111), "Mahlûk, Hâlık'ın anahtarıdır" cümlesinde bulduğunu söyler. İslâm diyalektiğinin temelini "yaratıklara" bakarak "Yaradan'ı" keşfetmek, mutasavvıfların ifadesiyle "eserde müessiri görmek"  olduğunu söyler. Ona göre, “Bu, müthiş bir "mantık" ve "İslâmî hakikati" bulmanın "diyalektiği"dir. Bu "anahtara" sahip olduktan sonra, düşünmek çok kolaylaşmaktadır.” "İslâm diyalektiğinde "eserden müessire gitmek" dediği tümevarım yöntemiyse bunun felsefi açıdan oldukça netameli olduğu ve kelâmî mantıkla zor çözüleceği açıktır. Bunun olası açıkları İbn Sina gibi düşünürler tarafından gündeme getirilmişti, ama Gazzâlî merkeze alınıp, felsefenin sefaletine düşülmemesi istenildiği için ona bakılmadığı ve Batı felsefesinde tümevarıma yöneltilen eleştirilerin de önemsenmediği görülmektedir.

Burada “Türk” terimini temellendirirken İslâmiyet, “milletleri inkâr etmez, aksine milleti, nitelikleri içinde tutarak geliştirir. Milli kültürü ve müesseseleri, kendi inanç ve ölçüleri içinde yeniden bir terkibe zorlar” şeklinde temellendirir.  Din, sosyal yapıyı bütünü ile etkilemesi, milletin şahsiyet ve üslûbunu inkâr ve ihmal edeceği anlamına gelmez. “Bilâkis, milli şahsiyeti ve üslubu, getirdiği iman, aşk, aksiyon ve disiplinle gelişmeye götürür.“ Sorokin’den hareketle dini, kültür ve medeniyetlere şekil ve ruh veren bir “üst sistem” olarak görür.

Türk İslâm Ülküsünü Yoğuranlar

Türk İslâm ülküsünü........

© Habererk