Riyad’a Uzanan Savaş: İran’ın Bölgesel Stratejisi, Suudi Arabistan’ın Savunma Açmazı ve Petrolün Geleceği
Bir havalimanı saldırısından daha fazlası: Körfez’de güç mücadelesi, enerji güvenliği ve stratejik yıpratma
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da bulunan Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na 10 Ekim 2026’da düzenlenen saldırı, Körfez güvenliğinin artık yalnızca petrol tesisleri ve askerî üsler üzerinden okunamayacağını artık net gösterdi. Reuters ve Associated Press’in haberlerine göre saldırıda en az 12 kişi hayatını kaybetti, 309 kişi yaralandı. Aynı hafta havalimanının daha önce de iki kez hedef alınmış olması, olayın münferit bir saldırıdan ziyade giderek genişleyen bir çatışmanın parçası olarak değerlendirilmesini gerektiriyor. Saldırının arka planında Yemen’de yeniden tırmanan savaş, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın bölgesel etkileri ve Suudi Arabistan’ın güvenlik mimarisi bulunuyor. Ancak asıl soru, füzelerin hangi noktadan fırlatıldığından daha geniş: Bu saldırılar hangi stratejik sonucu üretmeyi amaçlıyor ve Körfez’deki güç dengelerini nasıl değiştirebilir? Havalimanları yalnızca sivil ulaşım altyapısı değildir. Uluslararası sermayenin, diplomatik temasların, turizmin ve ticaretin kesiştiği noktalardır. Riyad’ın uluslararası yatırım ve enerji toplantılarına ev sahipliği yaptığı bir dönemde havalimanının hedef alınması, fiziksel hasarın ötesinde ekonomik ve psikolojik sonuçlar doğurabilir. Reuters’ın 10 Ekim tarihli haberinde, saldırı sonrasında Riyad’daki uçuşların başka havalimanlarına yönlendirildiği ve havalimanı faaliyetlerinin geçici olarak durdurulduğu aktarıldı. Husiler, uluslararası hava yolu şirketlerine Suudi hava sahasından kaçınmaları yönünde uyarıda bulundu. Böylece saldırının etkisi yalnızca hedef alınan tesisle sınırlı kalmadı; ülkenin uluslararası ulaşım merkezi olma iddiası da baskı altına girdi. Bu bağlamda: Bir ülkenin bütün askerî kapasitesini yenmek, onu baskı altına almanın tek yolu değildir. Kritik altyapısını sürekli tehdit altında tutmak, yatırımcıların risk algısını değiştirmek ve güvenlik harcamalarını artırmak da rakibin hareket alanını daraltabilir. Bu nedenle havalimanı saldırısını yalnızca askerî bir eylem olarak değil, devletin ekonomik ve siyasi kapasitesine yönelik dolaylı bir baskı biçimi olarak da değerlendirmek gerekir. Peki neden şimdi? Saldırıların zamanlamasını anlamak için Yemen’deki gelişmelere bakmak gerekiyor. Reuters’ın 10 Ekim tarihli haberine göre, 2022’de oluşan ateşkes düzeni 2026 yazında çözüldü. Husilerin ilerleyişi sonucunda stratejik Babülmendep geçişi üzerindeki kontrol dengesi değişti. Suudi Arabistan’ın desteklediği Yemen hükümetine bağlı güçler, kaybedilen bölgeleri geri almak amacıyla yeni bir kara harekâtı başlattı. Husilerin buna karşılık Suudi Arabistan’ı hedef alan saldırılarını yoğunlaştırması, çatışmanın coğrafi sınırlarını genişletti. Bu gelişmeler, ABD ve İsrail’in Şubat 2026’da İran’a karşı başlattığı savaşın bölgesel etkileriyle aynı döneme denk geliyor. Reuters, Husilerin saldırılarını İran savaşıyla bağlantılı bölgesel tırmanmanın bir parçası olarak........
