Ava Giderken Avlanan Mağdurlar
Adliyelerin koridorlarında dolaşan herkes aynı şeyden şikâyet eder: yoğunluk. Hakimler, savcılar, katipler, memurlar, sanıklar, mağdurlar, davacılar, davalılar… Hatta sadece tanık olarak yolu adliyeye düşen insanlar bile bu yoğunluğun ve karmaşanın bir parçasıdır.
Bu tabloyu görenlerin ilk aklına gelen çözüm genellikle aynıdır: Daha büyük adliyeler, daha fazla mahkeme salonu, daha çok cezaevi. Oysa mesele yalnızca bina yapmakla çözülebilecek kadar basit değildir. Çünkü adaletin yükünü yalnızca devlet kurumlarına yüklemek, sorunun önemli bir bölümünü görmezden gelmek anlamına gelir.
Toplumsal düzenin sağlanması için önce bireylerin kendi sorumluluklarının farkına varması gerekir. Sosyal adalet yalnızca kanun metinleriyle değil, aynı zamanda toplumun etik değerleriyle de ayakta durur. Bu değerler kimi zaman “vicdan”, kimi zaman “ahlak”, kimi zaman da “Allah korkusu” veya “kanundan çekinme” şeklinde ifade edilir. İsimler değişse de özünde hepsi aynı noktaya işaret eder: Adalet ve etik değerler toplumun temel direğidir.
Tarih boyunca düşünürler ve devlet adamları bu gerçeği farklı sözlerle dile getirmiştir. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Devletin temeli adalettir.” sözü,........
