Gösteriş Ve Tüketim Hastalığı: Orta Doğu Zihniyetinin Gölgesinde Bir Toplumsal Çöküş
Gösterişin bir değer ölçüsü hâline geldiği bir çağdayız. İnsanlar artık ne kadar çalışkan, ne kadar dürüst, ne kadar üretken olduklarıyla değil; hangi marka arabaya bindiğiyle, hangi restoranda yemek yediğiyle, hangi tatilde poz verdiğiyle tanımlanıyor. Tüketim kültürü, toplumun ahlaki omurgasını yavaşça kemiriyor. “Görünmek” artık “var olmak”tan daha önemli hâle geldi.
Bu eğilim, sadece bireysel bir tercih değil, sosyolojik bir hastalığa dönüştü. Özellikle Orta Doğu toplumlarında gözlemlenen bu “gösterişçi kimlik”, üretimden çok tüketime, tevazudan çok gösterişe, sadelikten çok şatafata yöneliyor. İnsan, mütevazı yaşam biçimini zayıflık, sade görünmeyi yoksulluk sanıyor. Oysa gerçek zenginlik, harcadıklarımızda değil, vazgeçebildiklerimizdedir.
Batı toplumlarında servet sahibi insanlar sade yaşamayı bir bilgelik göstergesi sayarken, bizde servet, gösterilmediği sürece anlamsız kabul ediliyor. Bu zihniyet farkı, sadece ekonomik bir farklılık değil, medeniyet algısındaki bir çarpıklıktır. Bizde mahalle baskısı “zengin görünme” zorunluluğu doğurmuş;........
